Geçmiş yıllarda, Şehrimizin zenginlerinden ve ileri gelenlerinden olan, ancak, pintiliğiyle de ün salmış bulunan biri, aldığı öteberiyi taşıması için bir hamalın sırtına yüklemiş, kendisi önde, hamal arkada evine götürmüş.
Hamal, eşyaları evin kapısında teslim ettikten sonra, ücretini almak için beklemiş. Kendisini Şehrin eşrafından gören şahıs:
-Tamam, gidebilirsin…
demiş.
Bunun üzerine Hamal hemşerimiz:
-İyi ama, Hacı Amca, hamallık ücretimi vermedin!
diyecek olmuş.
Muhatabı sinirlenerek söylenmiş:
-Benim gibi, Şehrin eşrafından birisinin arkasında yürümek şerefi sana ücret olarak yetmez mi! Ücret istemeğe utanmıyor musun?
Hamal hemşerimiz, cevabı yapıştırmış:
-Ben, “ŞEREF” için değil, ekmek için çalışıyorum. Hamaliye ücretimi ver, gideyim!
Bu cevap üzerine, zengin amma, o kadar da cimri olan Siirtli çıkarmış, hamala para vermiş. Ancak, ödenmesi gereken ücretin belki yarısı kadarını.
“Hiç yoktan iyi”
diyen zavallı Hamal hemşerimiz de aldığı ücretle yetinmek zorunda kalmış.
Diyeceğimiz şu ki, şeref dağıtmak işi, şerefsizlere kalırsa vay milletin haline…