“Sen benim kim olduğumu biliyor musun!”
deyimi, milletimize özel deyimlerden biri olsa gerek. Özellikle siyasi çevrelere yakın olanlar, herhangi bir sivil toplum kuruluşunun yöneticisi konumunda bulunanlar, zenginler, kodamanlar, bakan, milletvekili çocukları ve benzerleri başları sıkıştığı yerde bu deyimi kullanırlar.
Trafik polisi arabasını durdurmuştur, ehliyet ve ruhsatını göstermesini istemektedir. Ruhsatı ve ehliyeti olmadığı için ceza kesilecektir. Hemen, tehdit faslına geçer
(Sen benim kim olduğumu
biliyor musun)
diyerek, karşısındaki görevliyi etkilemeye çalışır. Amacı, bir şekilde cezadan sıyrılmaktır.
Avrupa ülkelerinde yıllarca yaşamış dostlarımız var. Başta Almanya olmak üzere, hiçbir ülkede böyle bir deyimin kullanıldığına şahit olmadıklarını vurgulamaktadırlar.
Avrupa ülkelerinde kimsenin kimliği önemli değildir. Geçerli olan yasalar ve kurallardır. Yasalara uymak, zengin-fakir, üst düzey kişiler için de zorunludur. Öyle anlaşılıyor ki,
(BENİM KİM OLDUĞUMU BİLİYOR MUSUN)
deyimi, millet olarak genlerimize işlemiştir. İyisi mi, yazımızı, konuya çağrışım yapan bir anekdotla noktalayalım.
Sultan 4. Murat, sadrazamıyla birlikte tebdili kıyafetle İstanbul’u geziyormuş. Ara sokaklarda gizli olarak çalışan bir meyhaneye girmişler. Meyhanedeki Bektaşilerden biri masasına buyur etmiş. Önündeki şişeden birer kadeh de şarap sunmuş. Şarabı içen Sultan Murat Bektaşi’ye sormuş:
-Sen benim kim olduğumu biliyor musun?
Bektaşi samimiyetle cevap vermiş:
-Kılık kıyafetinden bir beyzade olduğun belli.
Sultan Murat cevap vermiş:
-Ben Sultan Murat Hanım, bu yanımdaki de veziri azamımdır.
Henüz işin ciddiyetine vakıf olmayan Bektaşi cevap vermiş:
-Aman beyzadem, bir kadeh içtiniz, biriniz Padişah, biriniz veziri azam oldunuz. İkinci kadehi içerseniz, korkarım biriniz ALLAH, BİRİNİZ DE PEYGAMBER OLDUĞUNUZU İDDİA EDECEKSİNİZ…