Türkiye’de, hatta tüm Ortadoğu’da İslâmi kültürün en yaygın olduğu Siirt Şehrimizde (geçmiş yılların Siirt’i) Ramazan-ı Şerif ile ilgili bir hayli etkinlikler vardı. Meselâ sahura yakın
(TABOR)
çalınırdı. Güzel sesli müezzinler,
MİNARELERDEN SİİRTÇE KASİDELER OKUR SALAVAT-I
ŞERİFELER GETİRİRLERDİ.
Okunan kasideler genellikle Şeyh-el Hazin, Şeyh el Hattap, şeyh Celaleddin gibi zevatlar tarafından yazılmış olanlardı. Maalesef, bu gibi etkinlikler şimdi bir nostalji olarak, o yılları yaşayanlar ve hatırlayanlar tarafından anlatılmaktadır.
TABOR
geleneğinin yalnız Tillo ilçemizde sürdürüldüğü ve sahur vakti özellikle İbrahim Hakkı Hazretlerine ait ilahilerin minarelerden seslendirildiği belirtilmekte.
Geçmiş yıllarda, teravih namazını müteakip söylenen Siirt’e has güzel deyişler vardı. Her dört rekatın sonunda cemaat tarafından birlikte söylenen bu güzel deyişler artık terk edilmiş gibidir. Galiba, bu deyişlerin hala uygulandığı bir-iki cami var.
YA HENNEN, YA MENNEN, YEZEL CUDİ VEL İHSEN
SEBBİT KALİBNE EL İMEN, NIRCİ AFVIK VEL ĞUFRAN
YE MUEYYED, YE MUBECCED İŞFELENE FİL MİZEN
MARHABA, MARHABA ŞAHAR RAMAZAN MARHABA
MARHABA, MARHABA ŞAHAR ISYAM MARHABA
EVVEL HU, AHİR HU, ZAHIR HU, BATIN HU
KUL YE HU YE HU, YE MEN HU
HAK LEİLEHE İLLEHU SALLALA VESELLEM
ELE NUR İNNEBİ AHMEDEL MUSTAFA SEYYİDİL MURSELİN
HAK LEİLEHE İLLALLAH MUHAMMED RASULULLAH
VE İLEHUN VEHİDUN EHEDÜN SAMADA VE HEYYUN KAYYIMUN
Bir farkla ki, dördüncü ve beşinci mısralardaki
“MERHABA”
kelimesinin yerine, genelde Ramazanın onbeşinden sonra
“ELVİDEH”
kelimesi kullanılırdı. Yani, ilk onbeş gün
“MERHABA”
faslı ile karşılanan Ramazan-ı Şerif, son onbeş gününde ise
“ELVEDA”
denilerek uğurlanırdı. Bir de:
ŞEFİ-İL ĞALKİ FIL MAHŞAR
MUHAMMED SAHİB-İL MAMBAR
EBUBEKİR, IMAR, ISMEN
İMEM-İL MÜTTEKİN HAYDER
Şeklinde yine teravih namazında söylenen deyişler olduğu anlatılmaktadır. Bu deyişteki
(HEYDER=HAYDAR)
ismi bilindiği gibi dördüncü Halife Hazret-i Ali’nin unvanlarındandır.
Arapça
kökenli bu kelime Türkçede
ARSLAN
anlamına gelmektedir.
Ayrıca ilk dört rekat sonunda
HAZRET-İ
MUHAMMED’İN
, ikinci dört rekatın sonunda (sekizinci rekat)
HAZRET-İ EBUBEKİR’İN,
üçüncü dört rekatın sonunda (onikinci rekat)
HAZRET-İ ÖMER’İN,
dördüncü dört rekatın sonunda (onaltıncı)
HAZRET-İ OSMAN’IN
ve beşinci dört rekatın sonunda (yirminci)
HAZRET-İ ALİ’NİN
adının zikredildiği deyişler okunurdu.
Keşke Siirt’e has bu özellikler kültürel bir miras olarak sahiplenilse ve sürdürülseydi.