Cüneyt Arıtürk

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN DÜNYAYA TEŞRİFLERİ VEYA (MEVLİD KANDİLİ)

Cüneyt Arıtürk

Önümüzdeki Cuma gününü, cumartesiye bağlayan gece, mübarek kandil gecelerinden MEVLİD KANDİLİ’DİR. Peygamber Efendimiz Hazret-i MUHAMMED’İN (O’na, al ve ashabına salat ve selam olsun) dünyaya teşrifleri

miladi takvime göre 20 Nisan 571’dir. Bilindiği gibi, Müslüman ülkelerin çoğunda, Hicri takvim uygulanır. Bu bakımdan

Peygamber Efendimizin

Dünyaya teşrifleri ile ilgili kutlamalar, sabit değildir. Yıl içinde döner durur. Bundan dolayı

MEVLİD

KANDİLİ KUTLAMALARI

miladi takvime göre her yıl değişkenlik arzeder. Süleyman Çelebi Hazretlerinin asıl adı

(VESİLET-ÜL NECAT)

olan ve halkın diliyle

(MEVLİD-İ ŞERİF)

olarak tanımladığımız eserinde Peygamber Efendimizin dünyaya teşrif tarihiyle ilgili olarak:

OL REBİUL EVVEL AYI NİCESİ

ON İKİNCİ GİCE İSNEYN GECESİ

OL GİCE KİM DOĞDU OL HAYRÛL BEŞER

ANESİ ANDA NELER GÖRDÜ NELER

Buyrulmaktadır. Peygamber Efendimizin dünyaya teşrif ettikleri yılın Rebiül evvel ayı, miladi Nisan ayına tekabül etmekteydi. Yine Miladi takvime göre gün olarak da 20 Nisan’dı.

Bu yıl ise Mevlid Kandili 7 Ekim’i, 8 Ekim’e bağlayan gecedir.

“VELADET KANDİLİ”

olarak da adlandırılan gecenin özelliği,

Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED MUSTAFA’NIN (O’na, al ve ashabına salat ve selâm olsun)

dünyaya teşrif ettikleri gece olmasıdır. Milâdi takvime göre,

Peygamber Efendimizin dünyaya teşriflerinin Miladi takvime göre  20 Nisan 571 olmasına karşılık, kutlamalar

Hicri takvime göre

Rebiül evvel ayının 12’nci gecesi yapılır.

Mevlid Kandili Rebiül evvel  ayının 11’inci gününü, 12’nci gününe bağlayan gecedir.

CENAB-I ALLAH’IN (Celle Celelühü) KUR’AN-I KERİM’DE “RAHMETEN LİL ÂLEMİN = ÂLEMLERE RAHMET OLARAK”

gönderildiğini buyurduğu

HAZRET-İ MUHAMMED’İN

dünyaya teşrifleri, elbette ki kutlanması gereken çok önemli bir olaydır

. Zaman

denilen mefhumun, en önemli dilimlerinden biridir. Bir hâdis-i kutside:

“LEVLÂKE, LEVLÂKE LEME ĞALAKTUL EFLÂKE = SEN OLMASAYDIN, SEN OLMASAYDIN FELEKLERİ YARATMAZDIM”

buyrulmuştur.

Yine

Peygamber Efendimiz

bir hâdis-i şeriflerinde

“Görünüşte, Âdem’in oğluyum, gerçekte, O’nun atasıyım. Çünkü Âdem benim nurumdan yaratıldı”

buyurmuşlardır.

HAZRET-İ ALLAH’IN

indinde, peygamberler de derece derecedir.

Yüce Allah, ilki Hazret-i Âdem, sonuncusu Hazret-i Muhammed

olmak üzere insanları irşat etmek ve hak yola davet için 124 bin peygamber göndermiştir. Ancak, sadece 23’ün adları

KUR’AN-I KERİM’DE GEÇMEKTEDİR.

Bunların içinde de,

ULULAZM olan Peygamber sayısı 5’tir. ULULAZM PEYGAMBERLER, HAZRET-İ MUHAMMED, HAZRET-İ İBRAHİM, HAZRET-İ NUH, HAZRET-İ MUSA VE HAZRET-İ İSÂ’DIR. (Cümle Peygamberlere, al ve ashaplarına salat ve selâm olsun.)

ULULAZM PEYGAMBERLERDEN HAZRET-İ MUHAMMED’İN UNVANI (HABİBULLAH)TIR. HAZRET-İ İSA’NIN (RUHULLAH), HAZRET-İ MÛSA’NIN (KELİMULLAH), HAZRET-İ İBRAHİM’İN (HALİLULLAH)tır. Bu unvanlar mana olarak tahlil edildiklerinde, (HABİBULLAH)IN diğerlerinden önde olduğu anlaşılır. Çünkü anlamı (ALLAH’IN SEVGİLİSİ) demektir.

Hazret-i MUHAMMED, son peygamber olması ve Yüce ALLAH’IN SON VE DEĞİŞMEYECEK KİTABI KUR’AN-I KERİMİN kendisine indirilmiş olması sebebiyle de, Peygamberlerin şeklen sonuncusu, manen en yüceleridir.

İşte, bütün bunlardan dolayı,

MEVLİD KANDİLİ,

çok önemlidir. Tövbe ve istiğfar için fırsattır. İnsanın, kendisini değiştirmesinin, yenilemesinin manevi sebeplerinden biridir.

Bilindiği gibi, sadece

MEVLİD KANDİLİ GECELERİNDE DEĞİL,

diğer kandil gecelerinde de, adına

(MEVLİD)

denilen,

Peygamber Efendimizin

dünyaya teşriflerini, mübarek hayatlarını ve dar-ı dünyadan, dar-ı ukbaya göçlerini şiirsel olarak anlatan kasidelerin, okunması, okutulması bütün İslâm âleminde yaygındır. Şefaatlerine mazhar olmak ümidiyle, asırlar öncesinden nice şairler, kasidelerle Peygamber Efendimizin mübarek yaşamlarını terennüm etmeğe gayret etmişlerdir. Arapça, Türkçe, Farsça, Kürtçe, hatta son yıllarda İngilizce olarak yazılmış mevlitler bile vardır. Türkiye’de, Mevlitlerin en yaygını, asıl adı

(VESİLET-ÜL NECAT)

olanıdır. Bu

MEVLİD-İ ŞERİF

Süleyman Çelebi Hazretlerine aittir.

Özellikle

KANDİL GECELERİNDE

okunmaları usul ittihaz edilen Mevlidi şeriflerin, ölüm, doğum, düğün, sünnet ve benzeri etkinlikler vesilesiyle de okunmakta oldukları bilinen bir geçektir.

Doğrusunu isterseniz, mevlidi şerif okumak, okutmak ne farzdır, ne de sünnettir. Olsa, olsa

HAYIRLI BİR BİD’AT

olarak yorumlanabilir.

Elbette, Yüce ALLAH’IN ve Peygamber Efendimizin mübarek adlarının

anıldığı her ortam, mübarek bir ortamdır. Manevi kazançlara vesile olur. Tabii, her işte olduğu gibi, bu işte de, asıl olan ihlâstır.

Benim okuyucularıma âcizane tavsiyem, kandil gecelerinde camilere gidip mevlidi şerif dinlemek fırsatını bulmasalar bile, gecenin bir vaktinde kalkıp, iki rekât

TEHECCÜT NAMAZI KILSINLAR, BİLDİKLERİ ÂYET-İ KERİMELERİ OKUYARAK, YÜCE ALLAH’A YALVARIP, İSTİHFARDA BULUNSUNLAR, PEYGAMBER EFENDİMİZE SALAT VE SELÂMLAR GETİREREK, ŞEFAATİNİ DİLESİNLER. Emin olun, bunları yapmak, Mevlidi şerif okumaktan ve dinlemekten de çok daha hayırlıdır.

PEYGAMBER EFENDİMİZ HAZRET-İ MUHAMMED’İN (O’na, al ve ashabına

salat ve selâm olsun)

büyüklüğünü hakkıyla anlatmak, zaten imkânsızdır

.

Bizzat

YÜCE ALLAH’IN

(Celle Celelühü)

âyet-i kerimelerle ve hâdis-i kutsilerle övdüğü

PEYGAMBER

EFENDİMİZİ

hakkıyla övmek kimin haddine!

Bilindiği gibi,

Peygamber Efendimizle doğrudan alâkalı İNŞİRAH (ELEMNAŞRAHLEKE) süre-i celilesi vardır. Bilhassa, bu süre-i celile içindeki “VE RAFA

'

NÂA LEKE ZİKREK” ayeti-i kerimesinin tecellisi aradan 1500 yıl geçmesine rağmen bütün haşmetiyle VE ÇOĞALAN BİR HÂL İLE devam etmektedir.

Meal olarak “SENİN ŞÂNINI

YÜCELTMEDİK Mİ”

şeklinde yorumlanan bu Ayetteki mucizeye bakın ve karar veriniz. Bugün, yeryüzünde günün 24 saatinin, hemen her saniyesinde

Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed’in adı zikredilmektedir.

Başka hiç bir Peygamber, günün 24 saatinin her saniyesinde anılıyor mu. Elbette ki hayır!

Peki

, Peygamber Efendimizin

günün 24 saatinin her saniyesinde anıldığının ispatı nedir, derseniz, onu da izah etmeğe çalışalım. Bilindiği gibi, dünya yuvarlak (elips) olduğu için namaz saatleri de, bütün illerde, beldelerde, köylerde ayrı-ayrıdır. Günün her saniyesinde dünyanın bir noktasında ya ezan okunur, ya kaamet getirilir, ya da namaz kılınır veya tesbihat yapılır. Bütün bunlar yapılırken,

HAZRET-İ MUHAMMED’İN

mübarek adı mutlaka, ama mutlaka anılır. Pak ruhuna salavat-ı şerifeler sunulur. Ezan, kaamet, namaz, tespihat elbette ki; Peygamber Efendimizin ismi şerifi zikredilmeden olmaz. Bir başka ifadeyle, bütün bunların “olmazsa, olmaz”ıdır! Yani,

CENAB-I

ALLAH

,

Peygamber Efendimizin şanını (ZİKRİNİ)

öyle bir yüceltmiş ki, günün 24 saatinin her saniyesinde mübarek ismi, dünyanın bir noktasında mutlaka, amma, mutlaka anılmaktadır. Hem de binlerce insanlar tarafından.

İşte, dünyaya teşriflerini kutladığımız Peygamber Efendimiz böyle İlahi bir rahmete mazhar

olmuştur.

Kısacası

“VE RAFA

NÂA LEKE

ZİKREK” ayet-i celilesi,

bütün haşmetiyle bir mucize olarak tecelli etmeğe devam etmektedir.

Bu vesileyle Müslüman kardeşlerimin MÜBAREK MEVLİD KANDİLLERİNİ  TEBRİK EDERKEN İNSANLIĞA BARIŞ, DOSTLUK, KARDEŞLİK VE MUTLULUKLAR GETİRMESİ DİLEKLERİMİ SUNUYOR ve Ahmet Arıtürk’ün  (Âlemlere Rahmet HAZRET-İ MUHAMMED) adlı kitabımdan, kutlu doğumu anlatan bir bölümle yazımı noktalıyorum:

HAZRET-İ MUHAMMED’İN DÜNYAYA TEŞRİFLERİ

Fil yılında Rebi’ül evvel ayında bir gün

Günlerden Pazartesi on ikinci gün o gün

O gün tan yeri başka bir nur ile doğmuştu

Muhammed doğacaktı çünkü vakit dolmuştu

Yıldızı doğacaktı o gece Muhammed’in

Neş’esi ve sevinci bundandı tüm âlemin

Bambaşka bir sabahtı bu gecenin sabahı

Doğacak olan yetim âlemlerin çerağı

Bir devrin başlangıcı olacaktı bu sabah

“Âleme rahmet” diye tavsif eylemiş Allah

Sava gölü kurumuş ve Kisra’nın sarayı

Yerle bir olmuş idi kutlayıp bu olayı

Mecusilerin yıllar yılı yanan ateşi

Bilin yine o gece söndü, kül oluverdi

Küfür dize gelecek doğacaktı hakikat

Bu doğumu kutladı belli bütün kâinat

Bu NUR şirki ve küfrü söndürecek bir nurdu

İnsanlara saadet gönüllere huzurdu

Felek aşkına düşmüş divanesi olmuştu

Öyle bir NUR ki güneş pervanesi olmuştu

MUHAMMED MUSTAFA’ydı doğacak nurun adı

Var olalı kâinat eşi yaratılmadı

Çekmedi bu doğumda Âmine acı - zahmet

Nasıl zahmet versin ki, O’dur âleme rahmet

Abdü’l Muttalib’i de muştuladılar hemen

Dediler bir torunun olmuştur Âmine’den

Buna çok sevinerek ziyafet düzenledi

“Bu oğlanın adını ‘MUHAMMED’ koydum” dedi

“Umarım ki gökte Hak, yerde halk tarafından

Çokça medh-ü senaya lâyık olur bu oğlan”

Dünyaya getirirken Âmine, Muhammed’i

Cennet hurileriyle dolmuş evinin içi

Böyle dünyaya teşrif kıldı ol Sultan-ı din

Ol Muhammed Mustafa ol Muhammed-ül Emin

Yazarın Diğer Yazıları