Mardinli olması sebebiyle hemşerimiz diyebileceğimiz Nobel ödüllü Prof. Dr. Muhterem Aziz Sancar, muhtelif üniversitelerde konferanslara katılmakta ve katıldığı her yerde bugüne gelmesinde en büyük etkenin Türkiye’de aldığı eğitim olduğunu vurgulamaktadır. Muhterem Hocamızın 1946 doğumlu olması Türkiye’de eğitim gördüğü yılların 1952’li 1970’li yıllar arasında olduğunu ortaya koymaktadır. Demek oluyor ki, o yıllarda Türkiye’de verilen eğitim gerçekten kaliteli bir eğitimdi. Konferanslarında İslam dünyasında son 500 yıl içinde hiçbir icadın yapılmadığına dikkatleri çeken Sancar “Bu gerçeği söylememiz ve sebebini arayıp bir çözüm bulmamız lazım. Çünkü bunun günahla alakası yok. Niye Müslüman bir nesilde olmuyor, 500 yıldır bilim adamı yetişmiyor, onu bilmiyorum. Ama bu soruyu sormak lazım. Biz ülke olarak, 500 yıllık Osmanlı ve Türk tarihinde bilime önemli katkılar yapmış değiliz. Peki neden yapmadık? Çoğu insan buna ‘Zeki olmadığınız için’ der. Ancak bilim yapmak genetik veya zekâ meselesi değil, gelenek meselesidir. Dolayısıyla bunu bir gelenek haline getirmeli ve çocuklarımıza erken yaşta aşılamalıyız. Bu konuda sosyal bilimcilerin çalışma yapmaları lazım. Ben bir bilim adamıyım ve bilim yapıyorum. Bunu elimden geldiği kadar düzeltmeye çalışıyorum. Fakat sebebini bilemiyorum. Nasıl çözeriz konusunda, bilim yapmaya teşvik etmekten başka ben bir şey tavsiye edemem. Bilim yapmamız, insanlık bilim birikimine katılmamız lazım. Niye yapmıyoruz? Sadece Türkiye değil, tüm İslam dünyasında son 500 yılda doğru dürüst bilime katkı yok. Bilim yapmak, bilim kültürünü geliştirmek bir gelenek olmalı. Bunu Türkiye’de geliştirmek lazım.”
Prof. Dr. Sancar, yine konuşmalarında bilim adamı olmasında
Köy Enstitülü öğretmenlerinin katkıları olduğunu önemle vurgulamkatadır.
Nobel ödüllü bilim insanımız Prof. Dr. Aziz Sancar’ın söyledikleri g
erçekten, zihinleri kurcalıyor. Son 500 yıl içinde bunca
(GÂVUR İCADI)
var da neden
(MÜSLÜMAN İCADI)
yok! Bugün dünyada teknik adına, bilim adına yapılmış her ne varsa hep
(GÂVUR İCADI!)
Matbaanın icadından başlayarak, 21. asra gelelim. Gâvur dediklerimiz hep bir şeyler icat etmişler, biz Müslümanlar ise hep yatmışız! Daktiloyu, otomobili, teypi, bilgisayarı, interneti, uçağı, treni, atom bombasını, enva-i çeşit silahları, füzeleri, füze kalkanlarını, uzaya gönderilen mekikleri, ilaçları, hastalıkların adlarını, aşıları, röntgeni, emar makinesini, tedavilerde kullanılan cihazları, velhasıl aklınıza gelebilecek ne varsa hep
(GÂVUR İCADI!)
değil mi!
Oysa bu icatları yapmaları gerekenler, Müslümanlar olmalıydı.
Çünkü Yüce
ALLAH’IN açık bir ikazı var.
(HİÇ BİLENLERLE, BİLMEYENLER BİR
OLUR MU!)
buyrulmuştur. Bu buyruk, aynı zamanda bilimin önemi konusunda verilen açık bir emirdir. Âlimlerin mürekkeplerinin, şehitlerin kanından daha ağır olduğu da dinimizin kurallarındandır.
(Bir saat tefekkür, bin saat ibadetten
yeğdir)
buyruğu vardır. Bu tefekkürün, bir icadın gerçekleştirilmesi konusundaki tefekkür olmadığını kim iddia edebilir!
İşin gerçeği şu ki,
(İLİM)
denilince Müslümanlar olarak bizler sadece dini bilgilerin kastedildiğini vehmetmişizdir. Oysa gerçek hiç de öyle değildir. İlim, bütün konuları kapsayan geniş bir alandır. Toplum olarak
(
ÂLİM
)
denilince nedense, sadece
DİN ADAMLARI
aklımıza gelir. Oysa ilmin her dalıyla uğraşanlar
İLİM
ADAMLARIDIR.
Din ilmi de, yüzlerce ilim dalından sadece biridir. Müspet ilimlere ağırlık verilmesi gerekirken, Müslümanlar olarak, ağırlığı sözde dini konulara vermişiz, aslında onu da başaramamışız. Başarsaydık, müspet ilimlere yönelmenin dinimizin gereklerinden olduğunu bilir, bütün bu icatları
GÂVURLARA BIRAKMAZDIK! Bizim de, (MÜSLÜMAN İCADI)
diyebileceğimiz övünç kaynaklarımız olurdu!
İslam dini, müspet ilimlere büyük önem verirken, maalesef, yobazlar dinimizi ve kitabımızı ölüler dini, ölüler kitabı haline sokmuşlardır. Dinimizi, kitabımızı bu yobazlardan kurtaramadıkça da,
(MÜSLÜMAN İCADI)
diye bir icatla tanışmamız mümkün olamayacaktır!
Sesimi duyurabilsem, Diyanet İşleri Başkanına şöyle bir soru yöneltecektim:
-Geçmişe takılmadan, son
beş
asırda, (MÜSLÜMAN İCADI) diyebileceğiniz bir icat var mı, lütfen varsa bize de duyurunuz, öğrenelim! Öğrenelim de, gururlanalım!
ANEKDOT
Din bilgini zat, kimyager bir arkadaşının laboratuarına gitmiş. Bakmış ki, arkadaşı bazı deneyler yapmakta.
Din bilgini zat, arkadaşına:
-Neyle uğraşıyorsun?
diye sormuş.
Kimyager dostu cevap vermiş:
-Ellezîne
yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve
yetefekkerûne fî
halkıs semâvâti
vel ard
(ardi
), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ (bâtılan) fakine azeb ennar ayet-i kerimesinin tefsirine çalışıyorum.
Din bilgini dostu samimiyetle cevap vermiş:
-Vallahi, senin çalışman bizim çalışmal
arımızdan çok daha yararlıdır.
Kimyagerin okuduğu Ayet-i kerimenin meali âlisi şudur:
(Onlar ki gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanları üzerinde uzanırlarken göklerin, yerin yaradılışında fikir edinirler. Ya Rabbena, derler bunu sen boşuna yaratmadın. Sübhansın, o halde bizleri o ateş azabından koru.)