Biz çok mütevekkil, itikat sahibi insanlarız ya! Bütün işlerimizi
HAZRET-İ ALLAH’A havale eder, (GÖRELİM
MEVLAM NEYLER)
diyerek bekler dururuz.
Aslında biz
MÜTEVEKKİL
ile
MÜTEEKKİLİ
birbirine karıştırmışız.
MÜTEEKKİL
olmayı
MÜTEVEKKİLLİK
zannediyoruz!
“Deveni Bağla Sonra Tevekkül
Et”
anlamına gelen bir hâdis-i şerif vardır. Bedevinin biri
Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED’E (O’na al ve ashabına salat ve selam olsun)
gelip, sorar:
-Ya Resulallah, devemi salıp da mı Allah’a tevekkül edeyim, bağlayıp da mı?
Peygamber Efendimiz buyururlar ki:
-Deveni bağla ve Allah’a öyle tevekkül et!
Kusura bakılmasın ama sağlam kazığa bağlamayan bedevi gibi, deveyi şerefsizlere kaptırırsak, bu tamamıyla bizim gafletimizdendir. Elbette, işleri
YÜCE ALLAH’A HAVALE ETMEK GÜZELDİR.
Ancak, bütün tedbirleri aldıktan sonra bunu yapmamız gerekir. Bir anekdot daha naklederek yorum yazımızı noktalayalım.
Hazret-i Ömer (Allah ondan razı olsun)
devamlı olarak camide gördüğü, hiç mescitten ayrılmayan ve sürekli ibadet yapan birini gözlemleyerek sormuş:
-Seni hep camide ibadet ederken görüyorum. Peki, geçimini nasıl sağlıyorsun!
Adam cevap vermiş:
-Geçimimi, kardeşim sağlıyor. Ben bir MÜTEVEKKİL olarak kendimi ibadete vermişim.
Hazret-i Ömer biraz da hiddetlenerek söylenmiş:
-Hayır, sen MÜTEVEKKİL değil, MÜTEEKKİLSİN (Hazır yiyici.) Haydi kalk git, geçimini sağlayacak bir iş yap. Kardeşine daha fazla yük olma!
İşte, YÜCE ALLAH’A tevekkül etmek, aslında öyle bir şeydir!