Bundan 91 yıl önce 23 Aralık 1930 günü Menemen’de acı bir olay yaşanmış ve vatani vazifesini Asteğmen olarak yapmakta olan Mustafa Fehmi Kubilay, yobazlar tarafından boğazı kesilerek feci bir şekilde şehit edilmişti. Kubilay’ın şehit ediliş tarzı, bugün aynı şekilde ve maalesef İslamiyet adına(!) cinayetler işleyen
IŞİD’İN
uyguladığı yöntemin tıpkısının, aynısı!
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun ilk yıllarında yaşanan ve tarihe kara bir leke olarak yansıyan bu olayının nasıl meydana geldiğini belgelere dayalı olarak anlatmağa çalışalım.
23 Aralık 1930 günü, yani bundan tam 85 yıl önce, Menemen’de gözü dönmüş kişiler sabahın erken saatlerinde belediye meydanına tekbir getirerek silahlarla gezinmeye başlarlar. Hepsinin de çember sakalları, başlarında sarıkları, sırtlarında cübbeleri vardır.
“Biz şeriat ordusuyuz”
diyerek Menemen’deki Müftü Camiine giren bu densizlerin başlarında
Derviş
Mehmet
adında bir meczup vardır. Ankara hükümetini düşürüp, İkinci Abdülhamit’in oğlu Selim’i halifeliğe getireceğini, iddia ediyor, kendisini de
MEHDİ
olarak tanıtıyor ve dini korumaya geldiklerini söylüyordu!
Arkalarında meleklerden oluşan 70 bin kişilik bir ordu olduğunu, öğlene dek şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirecekleri tehditlerini savuran Derviş Mehmet’in ahmak Müritleri de
(Mehmet Mehdi!
Astığı astı, kestiği kesti!)
diyerek, tekbirlerle arkasından yürüyorlardı.
“Şapka giyen kâfirdir. Din elden gidiyor. Saltanatı geri getireceğiz. Yakında yine şeriata dönülecektir... Bize kurşun işlemez...”
gibi teranelerle ilerleyen bu meczuplar, hükümet konağına doğru ilerlerken, durum ilçedeki askeri birliğe bildirilir. Alay komutanı, yedek subay Mustafa Fehmi Kubilay’ı bir manga askerle olay yerine gönderir. Kubilay ve askerlerin silahlarında mermi yoktur. Ama silahlarda o devrin tasarruf uygulaması nedeniyle gerçek değil, manevra fişekleri vardır.
Kubilay, mangayı kalabalıktan uzak tutarak görüşmek, konuşmak ve yaptıklarının suç olduğunu, dağılmalarını istemek için yalnız başına isyancıların yanına gider. Türkiye Cumhuriyeti adına durmalarını ve dağılmalarını emreder. İşte o an kalabalıktan birisi Kubilay’a ateş eder. Kubilay yaralanıp, düşer. Askerler olay yerine gelerek, korkutma amaçlı isyancılara ateş açarlar. Ancak, tüfeklerinde öldürücü etkisi olmayan manevra fişekleri bulunmasından dolayı, isyancılara etki etmez. Bunu gören isyancılar, kendilerine gerçekten de kurşun işlemediği zannına kapılarak daha bir gaza gelirler.
Bu sırada Derviş Mehmet ve arkadaşları yaralanan Kubilay’ın başına gelerek, gözleri dönmüş bir halde testere ağızlı bağ bıçağını çıkarıp, henüz hayatta olan Kubilay’ın boğazını keserler. Hatta bununla yetinmeyip
(Kâfirin kanını içmek caizdir!)
diyerek kesik başından akan kanını içerler. Daha sonra kesik başı yeşil bayraklı sopaya takarak, sokaklarda dolaşırlar. Kalabalık yürüyüşü sürdürerek:
“Ya eyyühel müslimin, halife hudutta bekliyor, kalkınız, Müslümanlığı kurtaralım.”
diye bağırmağa başlarlar!
Silah seslerini duyan Bekçi Hasan olay yerine koşar o da orada şehit edilir. Ardından yardıma koşan bekçi Şevki de açılan ateş sonucu şehit düşer. Birkaç saat içinde üç şehit verilmiş, bir baş kesilmiştir. İsyancılar çok mutludur. Kesik baş sopada sallanmaktadır. İşte bu sırada, Askeri birlik gelerek kalabalığa ateş açar. İsyancılar, ateş edilmeden önce bir kez daha:
“Bize kurşun
işlemez”
diye bağırırlar. Ama makineli tüfekle ve gerçek kurşunlarla ateş edilirken, bazıları yere serilir, bazıları kaçarlar. Daha sonra tüm isyancılar yakalanır.
Sanıklardan 28 kişi, 3 Şubat 1931 günü Menemen’de idam edilir. Kubilay, devrimleri korumak uğruna şehit olduğunda 24 yaşındaydı. Cumhuriyet tarihimize kara bir leke olarak geçen bu olay ulusumuzu yasa boğmuştu. Atatürk, bu olayı duyunca çok kızdı. Yapılan bu çirkin saldırıya Menemen halkının yeterli bir tepki göstermemesi onu çileden çıkardı. Konuyu görüşmek için 30 Aralık’ta Bakanlar Kurulu toplanarak Menemen, Manisa ve Balıkesir’de sıkıyönetim ilan etti. Orgeneral Mustafa Muğlalı başkanlığında Divan’ı Harp Mahkemesi kuruldu. 18 gün süren yargılama sonucunda 28 kişi idam edildi.
Atatürk, 27 Aralık 1930 tarihinde genelkurmay başkanı Fevzi Çakmak Paşa’ya bir başsağlığı mesajı gönderdi. Mustafa Kemal mesajında şunları söylüyordu: “… Cumhuriyetin değerli uzvu Kubilay Bey, temiz kanıyla, Cumhuriyetin hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.”
Atatürk bu olaydan sonra 26 Ocak 1931 günü Ankara’dan özel trenle İzmir’e gitti. Başbakan İsmet Paşa’da TBMM’nin 1 Ocak 1931 tarihli oturumunda şunları söylemiştir: “Yüzlerce yıldan bu yana dini siyasete alet eden bütün hareketlerin bu bir tekrarı. Bu zavallılar laikliğe karşı gelerek şeriat istemekteydiler,”
Bu acı olayın ardından, Menemen’de
(DEVRİM ŞEHİTLERİ ANITI)
yapılarak üzerine şunlar yazıldı:
“İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.”
İşte DEVRİM ŞEHİDİ KUBİLAY OLAYININ KISA ÖYKÜSÜ BUDUR. O da, aynı olayda şehit olan bekçi Hasan ve Bekçi Şevki de nur içinde yatsınlar.
Bugün adına
IŞİD
denen ve İslam dini adına hareket ettiklerini öne süren terör örgütü mensuplarının durumlarını
KUBİLAY OLAYI
ile kıyaslayın. Aralarındaki benzerliği hemen fark edeceksiniz!