Cüneyt Arıtürk

LÂİKLİK, DİNSİZLİK Mİ!

Cüneyt Arıtürk

LÂİKLİK,

1937 yılında Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına girmiş bir kavramdır. Lâikliği, dinsizlik olarak empoze etmek isteyen

DİN SİMSARLARI

hep olmuştur ve olmaya devam edecektir. Oysa lâikliğin asıl anlamı, din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. İslâmi bir kural olan

(LEKUM DİNUKUM VELİYE DİN = SENİN DİNİN

SANA, BENİM DİNİM BANA)

hükmünün hayata geçirilmesidir. Özellikle devlet işlerinin, din işlerine karıştırılmamasıdır. Bir toplulukta, bir devlette, her dine mensup insanlar olabilir. Lâiklik, devletin dinleri ne olursa olsun, bütün vatandaşlarına eşit mesafede duracağının taahhüdüdür. Çeşitli dini inançlar yerine aklı ve ilmi rehber alır.

ATATÜRK’ÜN buyurduğu gibi (HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT, İLİMDİR)

deyimini rehber edinir.

Türkiye Cumhuriyeti olarak, din simsarlarından çok çektiğimiz bir gerçektir. Bunun en son ve somut örneği

FETÖ’nün

, ülkemizin başına getirdiği felâkettir. Mevcut siyasi iktidarın lâiklik ilkesine karşı olduğu görüntüsü sergilemesine rağmen,

FETÖ

KIYAMIYLA

bu iktidar dahi alaşağı edilmek istenmedi mi! Sadece dinler arası değil, dinler arasında mezhepler; mezhepler arasında tarikatlar çatışmalarının yaşandığı tarihi gerçekler değil mi!

Dinin, siyasete alet edilmesi, bir topluluğa verilebilecek en büyük zarardır. Türkiye, hatta Osmanlı İmparatorluğu bile, dinin, siyasete alet edilmesinden büyük zararlar görmüştür. Lâiklik, ortaçağ Avrupa’sından bu yana sürüp gelen bir kavram olmuştur. Çünkü

DİN SİMSARLARI

Hıristiyan ağırlıklı Avrupa ülkelerine de büyük zararlar vermişlerdir. Kiliselerin kararları, Devleti yöneten Kralların, İmparatorların, seçilmişlerin önlerine set olmuştur. Bunun için, din işlerinin, devlet işlerinden ayrılması anlamına gelen lâiklik prensibi, önce Avrupa ülkelerinde yaşanmıştır. Bu ilke, Cumhuriyetin kurulmasından sonra ve ancak 1937 yılında anayasamıza girmiştir.

Lâiklik sisteminde dinleri, dilleri, ırkları, mezhepleri ne olursa olsun, bütün vatandaşlar eşit haklara sahiptirler. Siyasal yapılar, dini kurallara göre değil, ilme, akla ve fenne uygun şekilde kurgulanır. Devlet, bir dinin, bir cemaatin mensuplarının menfaatleri doğrultusunda şekillendirilemez.

FETÖ’DE

olduğu gibi hâkimlerin, savcıların, valilerin, paşaların, emniyet müdürlerinin ve diğer üst düzey bürokratların bir cemaat mensubu olmaları için

KUMPASLAR KURMAZ.

İşler, tarikat mensuplarına değil, aslında yine İslami bir kural olan

EHİL

kimselere verilir.

Evet, 1937 yılında Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına giren

LÂİKLİK

, görüldüğü gibi asla

DİNSİZLİK

değil, dinleri, dilleri, mezhepleri ne olursa olsun, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının eşit şartlar altında yaşamalarının

SİGORTASI

HÜKMÜNDEDİR

.

Yazarın Diğer Yazıları