Cüneyt Arıtürk

KARA KIŞ YA DA (ERBAİN)

Cüneyt Arıtürk

14 Aralık günü itibarıyla Karakışa ya de eski deyimiyle ERBAİN günlerine gireceğiz. Doğrusunu isterseniz, yakıt fiyatlarının el değil, yürek yaktığı günümüzde KARAKIŞ korkusu daha şimdiden içimize işlemiş durumda. Karakış yağışları başlayınca sadece köy ve mezra yolları değil, şehirlerarası, hatta şehir içi yollar bile geçit vermez bir duruma gelecek. Kış Mevsiminin en soğuk günleri olan ve 14 Aralık’ta başlayan

ERBAİN

, 31 Ocak günü itibarıyla sona erecek. Kış mevsiminin soğukları ve yağışlar kendini yeni gösterecek.

Bilindiği gibi Kış mevsiminin en soğuk kırk gününe halk diliyle

(ERBAİN)

veya

(ZEMHERİ)

adı verilir. Onu takip eden elli gün ise

(HAMSİN)

olarak tanımlanır. Doğrusunu isterseniz bu yıl, Siirt İl Merkezinde

ERBAİN

günleri öncesinde pek bir soğuk yaşamadık. Gerçi İlimizin yüksek yörelerinde Pervari, Şirvan, Tillo İlçelerimiz ve çevrelerinde kar yağışları oldu ama, İl Merkezinde

ERBAİN öncesi

günler adeta bahar havası içinde geçti. Ancak,

ERBAİN GÜNLERİ nasıl geçer, pek kestiremeyiz.

Öyle anlaşılıyor ki, girdiğimiz yeni hafta boyunca Merkez ilçe dahil İlimiz genelinde soğuk ve yağışlı bir hava etkili olacak. Bunu ben değil, meteorolojinin verileri söylüyor. Şunu da anımsatmakta yarar var. Türkiye’nin en güvenilir kurumlarının başında meteoroloji gelmektedir. Çünkü yağış olsun olmasın, ortada suçlanacak kimse yok. Bunun için veriler halka doğru olarak yansıtılmaktadır.

Yani, TÜİK’İN YAPTIĞI GİBİ GERÇEKLERİ SAPTIRMAĞA GEREK DUYULMUYOR!!!

AÇ’IM, AÇ!!!

Kimi çevreler, yardım yaparlarken bile fakirin kimliğini soruşturuyorlarmış. Hani, kendi ceplerinden yardım yapacak olurlarsa, buna pek bir diyeceğimiz olamaz. Kendi cebinden yardım yapana karışılamaz. Ancak devletin (milletin) parası sayılacak belediyelerden, kamu kurum ve kuruluşlarından yardımlar yapılırken kişilerin siyasi görüşleri, partileri, dinleri, dilleri araştırılıyorsa, gerçekten yadırganacak, yadırgamaktan öte lanetlenecek bir durumdur!

YÜCE ALLAH,

kullarının rızıklarını verirken ayırım yapmıyor,

ATEİSTLERİ

bile rızıklandırıyor. Dünyada yaşayan tüm insanların durumuna bir bakın. Yahudiler ve Hıristiyanlar genelde Müslümanlardan çok daha zengin, çok daha müreffeh bir hayat sürümüyorlar mı! Özellikle Belediyelerin, Sosyal Yardımlaşma ve Kızılay gibi devlet kurumlarının yardım yaparlarken, fakirlerin siyasi kimliğini, dinini, dilini araştırmaları düşünülebilir mi! Böyle bir araştırma gerçekleştiriliyorsa, yapılan yardımın bir anlamı kalır mı! Yardımların, siyasi partilere militan yetiştirmek amacıyla yönlendirilmesi hangi akla hizmettir. Yardımlar, ihtiyaç sahiplerine yapılmalıdır. Allah da bunu emrediyor, yasalar da!

Bakın, Türkiye olarak nüfuslarının yüzde 90’ı Hıristiyan olan devletlere bile yardım göndermekle övünüyoruz! Bu ülkede yaşayan vatandaşların ABD’li, Portekizli Hıristiyanlar kadar da mı hakları yok!

Hem bilmeliyiz ki AKP’li, CHP’li, HDP’li, MHP’li, İYİ Partili veya Müslüman, Hıristiyan,  Sünni, Alevi diyerek yardımlarda bile fakir vatandaşları ayrıştırmak, ülkenin birlik ve beraberliğine yapılabilecek en büyük ihanettir.

Bazı Belediyelerin yardım dağıtırlarken

(BİZİM PARTİLİ – BİZİM

FAKİR)

diyerek, diğer siyasi partilerin fakirlerini dışladıkları ve

(HER PARTİ, KENDİ FAKİRİNE YARDIM YAPSIN)

dedikleri söyleniyor. Böyle bir ayrıştırma yapılıyorsa o zaman iktidarda olan partilerin ve belediyelerin kendi partilerinden olmayan muhalif vatandaşlardan vergi almamaları da gerekir. Oysa bunun tam tersi yapılıyor, partili zenginlerin vergi borçlarının bile zaman-zaman affedildiği oluyor.

Verginin dil, din, ırk, siyasi görüş gözetilmeden bütün gücü yetenlerden alınması gerektiği gibi, yardımların da aynı şekilde bütün fakirlere yapılması gerekir. Sosyal medyada gördüğüm bir paylaşımla yazımı noktalamak en iyisi olacak.

Küçük bir çocuğa:

-Müslüman mısın, Hıristiyan mısın?

diye soruyorlar.

Çocuk cevap veriyor:

-Ne Müslümanım, ne Hıristiyan! AÇ’IM, AÇ!!!

ANEKDOT

Bektaşi’nin  biri yolda yürürken, arkasında bir hayli adamın yürümekte olduğu kerliferli birini görmüş. Merak ederek, ihtişam içindeki kişinin kim olduğunu, yoldan geçmekte olan bir başkasına sormuş.

Muhatabı cevap vermiş:

-Nasıl tanımazsın! Bu gördüğün, Padişah Efendimizin HAS KULLARINDAN BİRİDİR!

Bektaşi, başını göğe doğru kaldırarak söylenmiş:

-Bir padişahın has kuluna bak, bir de ben kuluna! Padişah kadar da mı olamadın!!!

Yazarın Diğer Yazıları