Cüneyt Arıtürk

KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI MÜCADELE GÜNÜ DOLAYISIYLA: DİNLER VE KADININ YERİ!

Cüneyt Arıtürk

25 Kasım günleri tüm dünyada ve Türkiye’de

(Kadına Yönelik Şiddete Karşı

Mücadele Günü)

olarak kabul edilir.

Kadına şiddetinin tarihi, insanlık tarihiyle başlar dersek, yerinde bir tespit olur. Kadınlar, biyolojik yapıları itibarıyla erkeklere göre daha zayıf ve narindirler. Bu yüzden erkekler, hep kadınlara tahakküm etmek istemişlerdir. Kadınlar içinde sesini çıkarmak isteyenler ise

ERKEK HEGEMONYASI ALTINDA EZİLMİŞ VE ŞİDDETE MARUZ

BIRAKILMIŞLARDIR.

Kadınların, insanlık tarihinin başlamasından itibaren dini kılıf altında ezildikleri de bir gerçektir. Bu yazımızda ilahi dinler olan Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam Dininde, din adamlarının, ilahi kitapları tahrif etmeleri, yanlış yorumlamaları sonucu kadınların hep ikinci sınıf olarak gösterildiklerini, yani, kadına şiddetin yeni bir durum olmadığını ve tarihin derinliklerinde uygulanan şiddete dini kılıf uydurulmağa çalışıldığını anlatmağa çalışacağız.

Yahudi din adamlarına göre kadın yasak meyveyi yemesi ve eşine yedirmesi sebebiyle emre itaatsizliği yüzünden cezaya çarptırılmıştır. Cezasını, zahmet ve gebeliğinin daha da çoğaltılmasıyla, ağrı ve sancı ile evlat doğurması, arzusunun kocasına karşı olması, kocasının kendisine hâkim olmasıyla çekeceğini bildirmiştir. Kadının birinci vazifesi çocuk doğurmak, yuvaya bakmaktır. Kadın din görevlisi olamaz. Kadınlar cemaatte sayılmaz ve cemaatte ibadete iştirak edemez. Sadece uzaktan seyredebilirler. Cenaze merasimlerine katılamazlar. Kadın kocasında, erkek kardeşi varsa babasından mirasçı olamaz. Başını örtmesi gerekir. Başı açık kadının bulunduğu evde kutsal metinler okunamaz. Yabancıyla aynı sofrada oturamaz. Ayrıca kadınlar geveze, açgözlü, kıskanç, kavgacı, güvenilmez ve baştan çıkartıcı gibi sıfatlarla yerilir.

Muharref Tevrat’ta "Ve Tanrı Adam'ı (Adem) yarattı ve Adam ayağa kalkıp etrafına baktı ve Rab şarka doğru Aden'de bir bahçe dikti. Ve yaptığı Adam'ı oraya koydu. Ve Rab bahçenin ortasında hayat ağacını, iyiliği ve kötülüğü bilme ağacını yerden bitirdi. Ve Rab Adam'ı aldı; baksın ve onu korusun diye Aden bahçesine koydu. Ve emredip dedi ki, 'Bahçenin her ağacından istediğin gibi ye; fakat iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin. Çünkü ondan yediğin günde mutlaka öleceksin.' Ve Rab dedi, 'Adam'ın yalnız olması iyi değildir.' Ve Rab her kır hayvanını topraktan yarattı: fakat Adam için uygun yardımcı bulunmadı. Ve Rab Adam'ın kaburga kemiklerinden birini aldı ve her yerini etle kavradı. Havva'yı yaptı ve o'nu Adam'a getirdi. Ve Havva şeytana uyarak yasak meyveyi (iyilik ve kötülük bilme ağacının meyvesi) koparıp Adam'ı kandırarak yediler ve ilk defa çıplaklıklarının farkına vardılar. Ve Rab onları cennetinden kovdu." İbareleri yer almaktadır.

Yahudilik ile başlayan ve diğer dinlerde de devam eden anlayışa göre kadın, erkeğin istemlerini ve ihtiyaçlarını karşılamak için vardır ve erkeğe yararlı olduğu sürece değerlidir. Yahudi toplumunda genel anlayışa göre, kadının aklı günah ve rezalete teşvik edeci bir unsurdur. Kadın hep eksiktir ve onu eksik kılan aklıdır. Kadın ancak evlendiği zaman eksiksiz hale gelmektedir; çünkü eşi, yani erkek, onun aklı olmaktadır.

Kadının toplumda sahip olduğu konumdan kaynaklanan görevi sadece ev içerisinde kalmaktır. Yahudi kadını ev işlerini en iyi şekilde yapmak, çocuklarına bakmak ve kocasının ihtiyaçlarını karşılamak, her anlamda onu tatmin etmek zorundadır. Ancak bunları yapabildiği sürece o bir insandır. Tevrat'ta evlilik, boşanma ve mirasa ilişkin kurallar tümü ile erkeklerin lehinedir. Yahudilikte evlilik kurumu çok kutsaldır. Evlilik bir Tanrı buyruğudur. Bu evlilik kurumunda da erkek egemenliği ön plandadır. Kurumda söz sahibi olan kişi babadır. Çocuklar baba soyundan gelmektedir. En doğal hak olan çocuğa ad koyma hakkı dahi anneden esirgenmiştir. Çocuğa ancak babası ad koyabilmektedir. Toplumsal yaşayışta poligami egemendir. Erkeğin aynı anda birden çok eşi olabilmektedir. Fakat kadının böyle bir olanağı yoktur.

Tevrat boşanma hakkını da yalnızca kocaya tanımıştır. Kadının böyle bir hakkı yoktur. Erkek gerektiğinde Tevratın bildirdiği koşullar altında karısını boşayabilmekte, kadın ise hangi koşullar altında olursa olsun boşanma hakkını kullanamamaktadır. Ayrıca Tevrat'ta belirtilen boşanma koşulları da objektif olmaktan ziyade keyfi koşulardır. Kimi zaman erkeğin eşinden memnun olmaması boşanma için yeterlidir. Mirasta da öncelik erketedir: Tevrat'a göre; "Ölen bir kimsenin mirası oğluna kalır, ancak ölen kimsenin oğlu yok ise bıraktıkları kızına kalır."

Yahudilik dininde kadının ne kadar değersiz olduğunun bir diğer göstergesi de ON EMİR arasında 'tecavüz etme' hükmünün bulunmamasıdır. Bir Yahudinin yapması ve yapmaması gereken on davranış arasına böyle bir yasağın konulmaması tecavüzün dinen yeterince mahkum edilmediğinin ve bunu yapmanın caydırıcı cezalarla engellenmediğini göstermektedir. Bu On Emir'de zina etmek, komşunun karısına göz dikmek yasaklanmış ama bir kadının kişiliğine, bedenine ve değerlerine yapılabilecek en aşağılık saldırı olan tecavüzün yasaklanmasına yer verilmemiştir. Üstelik bu toplumda tecavüze uğrayan evli kadın tecavüz eden erkek ile aynı derecede suçlu sayılarak, recmedilerek (taşlanarak) öldürülmektedir. Eğer erkek bir bakireye tecavüz etmiş ve bu olay kent duvarları içinde gerçekleşmiş ise o zaman kız da erkekle birlikte recmedilerek öldürülür. Bu cezanın gerekçesi de, 'Kızın tecavüze izin verdiği, tecavüzü istemeyen kadının bağırarak bunu duyurabileceği ve böylece defedebileceği' şeklinde ifade edilmektedir. Yahudiliğin ilk dönemlerinde kadın dinsel alanda yer alırken erkeklerle aynı yerde ibadet ederken, daha sonra bu alandan soyutlanmıştır. Erkek kendi gücünün farkına vararak kadını her anlamda ve her alanda yaşamın gerçekliklerinden dışlayarak tek boyuta sığdırmayı, o alanda yaşatmayı bir görev bilmiştir.

"Beni Kadın Yaratmayan Tanrı'ya Şükürler Olsun." Her Yahudi erkek akşam yatarken büyük bir şükran duygusu ile Tanrıya kendisini kadın yaratmadığı için teşekkür eder.

Kadının bu derece değersizleştirilip, ayaklar altına alınması tek tanrılı dinlerin ilki olan Yahudilikle başlayıp bu dinden sonra gelen tüm dinlerde de hâkim olan bir anlayış haline gelmiştir.

Hıristiyanlıkta da kadın kötülüğü ve şeytana uyma temsil eder. Çünkü, Hz. Adem’e haram meyveyi yedirterek cennetten kovulmasına ve böylece insan neslinin günahkar olmasına sebep olan  kadındır. Bundan dolayı Hıristiyanlık cinsel ilişkiyi günah ve kirlenme saymaktadır. Aziz Augustin’e göre, insanın kendi karısı veya bir fahişe ile cinsel ilişkiye girmesi arasında maddi bakımdan bir fark yoktur. Her ikisi de günahtan hali değildir. İki asır sonra Papa Grégoire, Agustin’in bu fikrini onaylayacaktır. Ünlü Hıristiyan ilahiyatçısı Clément’e göre, kadın kadın olmaktan dolayı utanmalıdır. İşte bu günah işleme ve kirlenme duygusudur ki, birçok kişinin evlilikten kaçmasını sebep olmuş ve birçok kadın da kurtuluşu manastıra kapanmakta bulmuştur. Zira temizlik sembolü Hz. İsa’nın nişanlıları ve eşleri olacaklardır. Hz. İsa temizlik sembolüdür. Çünkü Hz. Meryem onu bakire iken yani cinsel ilişkiye girmeden doğurmuştur. Öyleyse yapılacak tek şey vardır. O da Bakire Meryem gibi temiz ve iffetli kalmaktır. Hıristiyanlığın cinsel ilişkiyi meşru bile olsa günah saydığını bugün Katolik kiliselerindeki evlenme törenlerinde okunan duadan da anlayabiliriz. Duada “günahla düşmüşüm annemin karnına, günah işlemiş annem bana gebe kalırken” denmektedir. Hristiyanlık tarihi kadın açısından oldukça olumsuz olayların var olduğu bir tarihtir. VI. Asırda Azizler ve papazların hakim olduğu mason meclislerinde Kadının ruhunun olup olmadığı tartışılmış, bir oyun dışında ruhunun olmadığı kabul edilmiştir. Büyücü Avı ve Kadın Katliamı XIII. Asırdan itibaren Hıristiyanlık, insanlığın başına korkunç bir felaket hazırlayacaktır. Şeytanla cinsel ilişkiye giren, böylece insanlar arasında kötülüğü ve fuhşu yaymak isteyen büyücü kadınlardan dünyanın temizlenmesi görevini üstüne alan kilise, büyücü avına çıkar ve on binlerce masum kadının diri diri yakılmasına veya suda boğulmasına sebep olmuştur. Papa VIII. İnnocent, büyücü avını meşrulaştırmak için iki müfettişini görevlendirerek bir kitap hazırlatır. Kitabın adı “Malleus Maleficarum” (=Büyücüleri ezen balyoz). İlk baskısını 1487 de yapan bu kitap 1669 da 28. baskıya ulaşır. Kitap, muhakeme usulü hakkında yöntemler de içerir. Müfettiş kadına 35 soru sorar. Daha ilk soru, onu ateşe mahkum etmeye kâfidir. İlk soru şöyledir: büyücülere inanıyor musun?”. “Evet” derse, bunun anlamı büyücülerle ilişkisi olduğudur. “Hayır” derse bu sefer de dinsiz olmuş olacaktır. Israrı halinde işkence masasına yatırılır, aleyhlerinde şahitlik etmesi için, düşmanı olan diğer büyücüler çağrılır. Hâlâ suçluluğu üzerinde şüphe varsa, o zaman ilahî hükme başvurmak gerekecektir. Bunun için de elleri ve ayakları bağlanıp suya atılacaktır. Batarsa, büyücü olduğunu gösterir. Batmazsa o zaman da büyücü olduğunun delilidir. Zira vaftizindeki su onu reddetmektedir. Kısaca o devirde büyücü olarak adı çıkmış kadının ölümden başka şansı yoktu. VI. Alexandre, II. Jules, X. Leon gibi Rönesansın ünlü Papaları bu eserin geçerliliğini menuniyetle onaylamışlardır. İngiltere’de bir sakson hakim “Kitab- Mukaddes”i 53 kez okuduğunu ve bu arada 20 000 büyücüyü ölüme mahkum ettiğini övünerek söylemiştir. (Lewinsohn, 134-135; krş. Akdemir,, s . 2 52)Feminizmin Doğuşu Tarihçiler Batıdaki bu kadın katliamının sonucu ikiyüzbin ile iki milyon arasında kadının katledildiğini söylerler. Ölen kadınların sayısı konusunda hem fikir olamayan araştırıcılar, batıda teorik olarak oluşan ve dünyanın bütününe aktarılan “feminizm” denilen olgunun da pratik temellerinin bu cadı katliamı olduğu konusunda hemfikirdirler.

İşin gerçeği şu ki, sözde din adamlarının yozlaştırmaları sonucu İslamiyet’te de kadınlar ikinci sınıf olarak görülmüşlerdir. Ancak bu gerçeği belirtmekte yarar var. İslamiyet’ten önce hiç değeri olmayan kadın İslam dini sayesinde korunup, gözetlenmiştir. Araplar, kız çocuklarını diri diri gömüyorlardı. Kâbe etrafında bile kadınlar çıplak dolaşırlardı. Müslümanlık gelince bu kötü âdetler son bulmuştur. Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın aksine, İslam dini, kadına da boşanma hakkını vermiştir. Müslüman kadının evinin işlerini yapmak gibi bir sorumluluğu yoktur. Evinin işini yapması bir ihsandır, sevaptır.

Kur’an-ı Kerim’de buyrulur ki:

(Kadınları, Allahü teâlânın emaneti olarak aldınız ve onlara yaklaşmanız Allah’ın emri ile helal kılındı. Sizin onların üzerinde hakkınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Yatağınızı kimseye çiğnetmemeleri ve maruf olan hususlarda size başkaldırmamaları, onlar üzerindeki haklarınızdandır. Onlar, bu haklarınıza riayet ederlerse, maruf üzere rızıklandırılıp giydirilmeleri onların hakkıdır.)

Hadis-i şeriflerde buyurulur ki:

(Bir mümin, kötü huylu diye hanımına kızmasın! İyi huyu da olur.)

*(Kadın, zayıf yaratılmıştır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusurlarını görmemeye çalışın!)

*

(Hanımı ile iyi geçinip şakalaşanı Allahü teâlâ sever, rızklarını artırır.)

*(En iyi Müslüman, hanımına en iyi davranandır. İçinizde, hanımına en iyi davranan benim.)

*(Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine, bir köle azat etmiş sevabı yazılır.)

*(Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.)

*(Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!)

*

(Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Hazret-i Eyyüb gibi mükafatlara kavuşur.)

*(Hanımını döven, Allah’a ve Resûlüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.)

Dinlere göre kadının yerini özetledikten sonra  25 Kasım gününün

“Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü”

olarak belirlenmesinin sebebi nedir! Önce, bu sorunun cevabını verelim.

1930 yılında Dominik Cumhuriyeti’nde askeri darbe yapan Rafael Trujillo, ülkeyi tam 31 yıl boyunca diktatörlükle yönetti. Bu süre boyunca ona karşı gelenler arasında mücadeleleriyle hafızalara kazınan 3 isim vardı; Patria, Minerva ve Maria Mirabel.

3 cesur kız kardeş ülkedeki haksızlıklara ve baskıya karşı 1960 yılının Haziran ayında Clandestina Hareketi’ni başlattılar ve isyana öncülük ettiler Bu başkaldırı hareketi tüm ülkeye yayıldı ve hükümet için tehdit oluşturmaya başladı. Diktatör Rafeal Trujillo ve yandaşları ise bu olaya kayıtsız kalmadı ve 3 kız kardeş birçok kez şiddete ve baskıya maruz kaldı. Eşlerinin de destek olduğu kardeşler baskılara hiçbir zaman boyun eğmediler ancak Trujillo yönetimi tarafından birçok kez hapse atıldılar, ayrıca tüm mülklerine el konuldu.

Diktatör Rafael, yaptığı bir halk konuşmasında “Ülkenin en büyük iki sorunu kilise ve Mirabel kardeşlerdir.” diyerek Mirabel kardeşleri hedef gösterdi ve halkı galeyana getirdi.

Vatan haini ilan edilen kardeşler açık bir hedef haline getirilmişti ve gün geçtikçe baskılar artıyordu. Rafael’in konuşmasından sadece 23 gün sonra 25 Kasım 1960’da 3 kız kardeş, kocalarını hapishanede ziyaret ettikten sonra dönüş yolunda saldırıya uğradılar.

Rafeal’in yandaşları tarafından arabadan indirilen kız kardeşlere önce tecavüz ettiler daha sonra da sopalarla döverek öldürdüler. Diktatör yandaşları Mirabel kardeşleri öldürmekle kalmayıp uçurumda aşağı attı, bu vahşet medyaya sadece araba kazası olarak yansıdı. Bu olayın üzerine her ne kadar Diktatör Rafeal isyanı bastıracağını düşünsene de halk daha çok ayaklandı ve isyan büyüdü. Mirabel kardeşlerin ölümünden 6 ay sonra Rafeal Trujillo bir suikast sonucu hayatını kaybetti ve yaklaşık 2 yıl sonra Dominik Cumhuriyeti’nde demokratik bir seçimle hükümet seçildi. Kardeşlerden birinin lakabının “kelebek” olması sebebiyle yazar Julia Alvarez “Kelebekler Zamanı” adlı kitabında Mirabel Kardeşlerin hayatını ve mücadelesini anlattı, daha sonra bu kitap bir filme uyarlandı.

1981’de toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı 25 Kasım’ı Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü olarak ilan etti. 1999 yılında ise Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul edildi.

25 Kasım’da Türkiye’de de birçok ilde kadınlar bir araya gelecek. İstanbul’da ise buluşma noktası Taksim olacak. Birleşmiş Milletler de “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” ile ilgili birçok etkinlik düzenliyor. Dünyada ve ülkemizde kadına şiddetin son bulması dileklerimizle…

Yazarın Diğer Yazıları