Bilindiği gibi 4 Ekim günleri
(Hayvanları Koruma Günü)
olarak kutlanır. Kutlamanın 4 Ekim günlerinde gerçekleştirilmesinin gerekçesi ise Dünya Hayvanları Koruma Federasyonunun bu tarihte kurulmuş olmasından kaynaklanır. Osmanlılar döneminde 1908’li yıllarda Hayvanları Koruma Birliği kurulmuştu. Bu kurum, bilinen ilk hayvan koruma kurumudur. Aynı amaçla Hollanda'da Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu kurulmuş ve 4 Ekim günü Hayvanları Koruma Günü ilan edilmiştir. Türkiye olarak biz de her yıl 4 Ekimde Hayvanları Koruma Günü'nü kutluyoruz.
Hayvanları korumak, insanların hayvanlara iyi davranmalarını, onların daha iyi koşullarda beslenmelerini ve barınmalarını sağlamak amacıyla bir federasyonun kurulması elbetteki önemlidir. Yurdumuzda Hayvanları Koruma Derneği’nin 1908 yılında kurulmasıyla sistemli ve düzenli olarak hayvan sorunlarıyla ilgilenilmesi sağlanmıştır. 1931 yılında Dünyanın muhtelif ülkelerinde aynı amaçla kurulmuş olan derneklerin birleşerek Hollanda'nın başkenti Lahey'de 4 Ekim günü Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu'nun oluşturmalarıyla bu tarih, (Dünya Hayvanları Koruma Günü) olarak tescil edilmiştir.
Hayvanlar, duyu ve hareket yetenekleri olan canlılardır. Hayvanların sahiplerine bağlılıkları, hayvan sevgisinin doğup büyümesine yardımcı olmaktadır. Pek çok kitapta, filmlerde, sahipleri için canını veren hayvan öykülerini okur, izleriz. Hayvanları seven insanlar, hayvan hastalıklarını iyileştirmek için çalıştılar. Bugün bütün uygar ülkelerde hayvan hastaneleri kurulmuştur. Şehrimizde de Siirt Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi bünyesinde kurulmuş bir Hayvan Hastanesi vardır. Veterinerler, hayvan hastalıklarını belirleyip iyileştiriyorlar. Hayvan hastalıklarına karşı önlem alıyorlar. Hayvanları, hastalıklardan korumak için aşı yapıyorlar. Hayvanları sevenler, insanları daha da bir içten severler. Hayvan dostları mutlu olmayı sevgide ararlar. Unutmayalım ki hayvanlar da canlı varlıklardır. Hele bazı hayvanlar vardır ki, iki ayaklı hayvanlardan çok daha yararlı ve zararsızdırlar
.
Tehlikeli ve zararlı olanların dışında kalan hayvanların korunmaları gerektiğini özellikle anımsatalım. Unutmayalım ki hayvanlar da doğanın bir parçasıdır. Sütlerinden, etlerinden, derilerinden yararlanılan hayvanlar yanında, binek olarak kullandığımız hayvanlar vardır. Kedilerin, köpeklerin ve benzeri evcil hayvanların da korunmaları gerektiğini unutmayalım. Son yıllarda eğitimden geçirilen bazı cins köpeklerin özellikle uyuşturucuyla mücadelede sergiledikleri hünerleri, takdire şayandır.
Hem, hayvanların korunması gerektiği konusu, yeni bir olgu değildir. Merhametli toplumlar, her devirde hayvanları korumak konusuna gereken hassasiyeti göstermişlerdir. Hayvanlara eziyet edilmemesi aç ve susuz bırakılmayarak korunmaları dinimizin de emridir.
Kur’an-ı Kerim’de mealen: “O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katından (bir lûtuf olmak üzere) size âmâde kılmıştır. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır”
buyrulmaktadır.
Peygamber Efendimiz Hazret-i MUHAMMED (O’na, al ve ashabına salat ve selam olsun) bir hâdis-i şeriflerinde mealen:
"Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semada bulunanlar da size rahmet etsinler. Rahim (akrabalık bağı) Rahmân'dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır"
buyurmaktadır. Hadis-i şerifteki
(Yeryüzündekiler)
deyimi, haliyle bütün canlıları kapsar. Şunu kesinlikle bilelim ki İslâm dîni, sadece insanlara değil, diğer canlılara karşı da merhametli olunmasını emreder, aç ve susuz bırakılmasını yasaklar.
İşte Peygamber Efendimizden hayvanlara gösterilmesi gereken ihtimamı anlatan iki önemli hadis-i şerif meali alileri:
“Sözde dindar bir kadın, eve hapsettiği kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşeratından yemeye de salmamıştı.”
Bu hadis, hayvanlara eziyet etmenin, insanlara cehennemlik olmalarının yolunu açacağının habercisi olurken, bir başka hâdis-i şerifte ise mealen:
“
Vaktiyle kötü şöhretli bir kadın yolda giderken çok susadı. Bir kuyu buldu ve içine indi; su alıp dışarı çıktı. Bir de ne görsün bir köpek, dili bir karış dışarıda soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalayıp duruyordu. Kadın kendi kendine:
“-Bu köpek de tıpkı benim gibi çok susamış!” deyip hemen kuyuya indi, mestini su ile doldurdu ve mesti ağzına alarak yukarıya çıktı ve köpeği suladı. Onun bu hareketinden Allah Teâlâ hoşnut oldu ve günahlarını bağışladı.”
Ashab-ı kiram:
“-
Ey Allah’ın Resûlü! Bizim için hayvanlardan dolayı da sevap var mı?
” diye sordular.
Peygamber Efendimiz:
“-Her canlı sebebiyle sevap vardır.”
buyurdu.
Allah Teâlâ kendisi merhamet sahibi olduğu gibi, insanlara ve diğer canlılara da acıma ve şefkat duygusu ihsân etmiştir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurur:
“
Allah Teâlâ rahmetini yüz parçaya ayırmış, doksan dokuzunu kendi katında bırakmış ve bir cüzünü yeryüzüne indirmiştir. Halk bu parçadan (aldığı hisseden) dolayı birbirine acırlar. Hatta kısrak, yavrusuna dokunur (da bir yerini acıtır) diye, (onu emzirirken) ayağını kaldırır.
”
Hayvanların korunmasını teşvik açısından bir tarihi anekdotu daha bugünkü yazımda aktarmayı uygun gördüm.
Adaletiyle meşhur bir hükümdar olan Kisra hükümdarı Nuşirevan, sarayının kapısı önüne bir çan koydurmuştu. Doğrudan kendisine şikâyetlerini arzetmek isteyen tebası, sarayın kapısı önündeki çanın ipini çeker ve huzura kabul edilirdi. Bu suretle hiçbir engelle karşılaşmadan doğrudan Nuşirevan’a sorunlarını sunmak fırsatını bulurlardı.
Bir gün yine çan çalmış, ancak, şikâyetçi huzura çıkarılmamıştı. Çanın sesini duymuş olan Padişah şikayetçinin derhal huzuruna getirilmesini emretmiş, şikâyetçiyi Padişaha götürmekle görevli olanlar, çanı çalanın kim olduğunu araştırmışlarsa da, etrafta kimseyi bulamamışlar, durumu Nuşirevan’a arzetmişler. Nuşiravan mazereti kabul etmemiş.
“Çan çaldığına göre mutlaka bir arayan var”
diyerek, çanı çalanın mutlaka bulunmasını istemiş.
Görevliler, telaş içinde aramalarına devam etmişler. Sonra saraya yakın bir yerde başıboş gezen bir
MERKEP (EŞEK)
görmüşler. Sarayın kapısı önünden geçerken, ayağının çana bağlı ipe takıldığını ve çanın bu yüzden çaldığını tahmin ederek, durumu Nuşiravan’a arzetmişler. Nuşirevan,
“İşte şikâyetçi bu merkeptir”
diyerek huzuruna getirilmesini istemiş. Merkep, Nuşirevan’ın huzuruna çıkarılmış. Bakmış ki yaşlı, hasta, yara, bere içinde bir merkep! Emir vererek, merkebin sahibinin bulunmasını istemiş. Arayıp, merkebin sahibini de bulmuşlar ve Nuşiravn’ın huzuruna çıkarmışlar. Nuşievan hiddetle söylenmiş:
-Bu merkebin hali ne böyle!
Sahibi:
-Hayvan yaşlandı, hastalandı. Artık yük de taşıyamıyor. Ben de başıboş saldım
diyecek olmuş, Nuşirevan aynı hiddetle:
-Bu merkebi genç ve sağlıklı olduğu sürece kullandın. Üzerine bindin, yüklerini taşıttın, yaşlanıp işe yaramaz hale gelince de sokağa saldın öyle mi!
demiş ve merkebin sahibine emir vermiş:
-Şimdi bu merkebi alıp götüreceksin. Yaralarını tedavi edeceksin. Yemini yedireceksin. İyileştirmiş olarak huzuruma çıkaracaksın. Yoksa en ağır cezayı hakkedersin!
İşte asırlar öncesine ait hayvan hakları örnekleri. Yani, hayvanların korunmaları gereği, insanlık tarihiyle birlikte vardır. Hem, bütün canlılara merhamet etmek dinimizin de emridir. Biz yeryüzündeki canlılara merhamet edeceğiz ki, gökyüzündekiler de bize merhamet etsinler. Hayvanlara eziyet etmekten zevk alan iki ayaklı hayvanlara anımsatalım ki İslam dini, gerçek anlamda
MERHAMET
dinidir.
Yüce ALLAH’IN (RAHMAN) ve (RAHİM) ismi celilleri
bunun ispatıdır. Dinimizde merhamet sadece insanların insanlara karşı bir uygulamaları da değildir. Canlı, cansız bütün varlıkları kapsar.
Yüce ALLAH’IN RAHMAN VE RAHİM SIFATLARININ TECELLİSİNE NAİL OLANLARA NE MUTLU…