Cüneyt Arıtürk

İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ  HAFTASINA GİRİLMİŞKEN!

Cüneyt Arıtürk

Ülkemizde 1987 yılından bu yana her yıl 4-10 Mayıs tarihleri arası "İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası" olarak kutlanmaktadır.

Çalışma hayatının en önemli konularından biri olan İş Sağlığı ve Güvenliği konusu tüm ülkelerin karşı karşıya olduğu ortak bir sorundur. Çünkü bu konu doğrudan insan sağlığı ve hayatı ile ilgilidir ve hiçbir şey insandan daha değerli değildir.

Yapılan araştırmalara göre iş kazalarının yüzde %98'i, meslek hastalıklarının yüzde %99'u önlenebilir iken; gerekli önlemler alınmadığı için her yıl iş kazaları ve meslek hastalıklarından dolayı birçok kayıp yaşanmaktadır.

İşyerlerinde önce insan, önce sağlık, önce iş güvenliği anlayışı ile hareket edilerek, tüm süreçlerde birinci önceliğin İş Sağlığı ve Güvenliğine verilmesi, İş Sağlığı ve Güvenliği bilincinin oluşturulması mutlaka sağlanmalıdır.

Haftanın amacı, çalışma ortamında işçilerin sağlıklarını ve güvenliklerini korumaya yönelik önlemlerin alınmasıdır. Peki, Türkiye’de işçilerin sağlıklı ve güvenilir bir ortamda çalışmaları için gerekli önlemler alınıyor mu. Elbette ki hayır. Türkiye iş sağlığı ve güvenirliği açısından sözün tam anlamıyla bir felaketler ülkesidir.

Yakın tarihimize şöyle bir göz atalım, maden facialarında, tren kazalarında, inşaat çalışmalarında yaşamlarını yitiren insanlarımızı ve uğranılan maddi, manevi kayıpları anımsamaya çalışalım. Soma’da yaşanan ve 301 madencinin hayatlarını kaybettikleri maden kazası, İstanbul’da 11 inşaat işçisinin hayatlarını kaybettikleri asansör faciası, Konya’nın Karaman ilçesine bağlı Ermenek’de 18 madencinin hayatlarını kaybettikleri facia. 22 Temmuz 2004’te Sakarya’nın Mekece mevkiinde  41 kişinin hayatını kaybettiği 89 kişinin yaralandığı tren kazasını, 8 Temmuz 2018’de yaşanan ve 25 kişinin öldüğü tren kazasını ve benzeri daha nice kazaları anımsayalım.

Davutpaşa’da, Tuzla tersanelerinde, Bursa’nın Mustafakemalpaşa, Balıkesir’in Dursunbey ilçelerindeki kömür ocaklarında, Zonguldak Karadon’da, Ankara OSTİM’de, İstanbul’da AVM inşaatında, Adana-Kozan baraj inşaatında, Eti Bakır Samsun İşletmesi'nde, Soma Kömür İşletmeleri’nde, Şişli’de eski Ali Sami Yen Stadı arazisinde yapılan inşaatta ve daha pek çok yerde meydana gelen iş kazalarında ve patlamalarda yüzlerce işçimiz hayatlarını kaybettiler. Bu gidişle, daha birçok işçilerimiz de hayatlarını kaybetmeğe devam edecekler.

Maalesef günümüzde özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma ve esnek çalışma koşulları ile işçilerimize sağlıksız ve güvenliksiz bir çalışma hayatı dayatmaktadır. Türkiye’de kayıt dışı ekonominin var olduğu bir yapıda, sosyal güvenlik haklarına uyulmamakta, var olan haklar geriletilmekte, sigortasız, kaçak işçi çalıştırma her geçen gün yaygınlaşmaktadır. Ülkemizdeki taşeronlaşma, kayıt dışılık ve örgütsüzlük iş kazalarını ürkütücü boyutlara taşımaktadır.

Bütün bu yaşananların asıl sebebi işletmecilerin, mümkün mertebe az harcayarak, çok kazanma hırsları bu acı olayların baş tetikçisidir. İnsan sağlığını hiçe sayarak maliyetlerin düşürülmesi maden işletmecilerinin, inşaat şirketlerinin prensipleri haline gelmiştir. Denetleme görevini yerine getirmekle sorumlu olan kurum ve kuruluşlar da, görevlerini yerine getirmeyince bu gibi feci olayların yaşanmaları kaçınılmaz olmaktadır.

İşsiz kalmakla, çok kötü şartlarda çalışmayı tercih arasında seçim yapmaya zorlanan insanlarımız, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmadığı iş ortamlarında çalışmak zorunda kalmakta; ölüm, yaralanma ve meslek hastalıklarına yakalanma riskiyle karşı karşıya bırakılmaktadırlar.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)  tarafından yapılan istatistiklere göre, 2005’te Türkiye’de yaşanan iş kazası sayısı 73.923 iken bu sayı 2006’da 79.027’ye, 2007’de 80.602’ye yükselmiş, 2009’da 64.316’ya gerilemiş, 2011’de 69.227, 2012’de ise 74.871 olarak gerçekleşmiştir. Aynı yıllarda iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu ölümler ise sırasıyla 1.096,1.601, 1.044, 866, 1.117, 1.454, 1.710 ve 744 olarak gerçekleşmiştir

.

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin tespitlerine göre, 2014 yılının ilk sekiz ayında en az 1.259 işçi hayatını kaybetmiştir. 2015 yılında gerçekleşen 1.259 ölümün 335’i maden, 251’i inşaat ve 204’ü tarım sektöründe yaşanmıştır. İş kazalarının işletme büyüklüğüne göre dağılımı incelendiğinde;  2012 yılında meydana gelen 74.871 iş kazasının yüzde 49.5’i işyeri büyüklüğü 50’nin altında işçi çalıştıran işyerlerinde gerçekleşmiştir.

Ülkemizde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından tutulan istatistikler, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na tabi olarak çalışan işçileri kapsamaktadır. SGK verilerinin yalnızca sigortalıları kapsadığı, 2012 yılında sigortalıların sayısının yaklaşık 12.5 milyon kişi olduğu, buna karşılık toplam istihdamın yaklaşık 24 milyon kişi olduğu düşünülürse, gerçekte iş kazaları ve buna bağlı olarak ölümlerin çok daha fazla olduğu anlaşılmaktadır.

Öte yandan, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından ilk defa yapılan, 2007 yılı Nisan, Mayıs ve Haziran dönemini alan “İş Kazaları ve İşe Bağlı Sağlık Problemleri” konulu araştırmaya göre, her 100 çalışandan 2.9’u son bir yılda iş kazası geçirmiştir. Raporun en önemli iki noktası, iş kazası geçirenlerin yüzde 56.6’sının on kişiden az çalışan işyerlerinde meydana gelmesi ve iş kazası geçirenlerin yüzde 40.4’ünün geçirmiş olduğu kaza nedeniyle işinden uzaklaşmış olmasıdır

Görüldüğü gibi, meydana gelen ölümlü iş kazalarının büyük çoğunluğu, işletmecilerin daha çok kazanmak hırslarından kaynaklanmaktadır. Daha çok kazanmak hırsıyla, yasal zorunluluk olan tedbirleri almayan işletme sahipleri kadar, onları denetlemekle görevli devlet görevlilerinin de suçlu olduklarını asla akıldan çıkarmayalım. İşçilerin ölümleri pahasına tedbir almayan işletme sahiplerine ve bu işletmeleri denetlemekle görevli oldukları halde denetçilik görevlerini gerçek anlamda yerine getirmeyenlere en ağır cezaları uygulamak için yasalarda gerekli değişikliklerin bir an önce gerçekleştirilmesi gerektiğine özellikle vurgu yaparak yazımızı noktalayalım…

Yazarın Diğer Yazıları