16 Kasım Günleri Dünya Genelinde (Hoşgörü Günü) olarak kutlanmaktadır. Hoşgörülü olmak, hoşgörülü davranmak elbette ki bir erdemdir. İnsanlar hoşgörüleri ölçüsünde mutlu olur ve karşılarındakilerin de mutlu olmalarına zemin oluşturabilirler.
Şunu asla unutmayalım. İslam Dini bir yerde hoşgörülü olmak dinidir. İnsanları sevmek, saymak, sevinçlerine, acılarına ortak olabilmek gibi bir erdem var mıdır.
Hoşgörü kişinin diğer insanların çıkarlarıyla kendi çıkarları arasındaki dengeyi kurması ve diğer kişilere inisiyatif ve söz hakkı vermesi olarak da yorumlanabilir.
“Benmerkezci” olmak önyargıları pekiştirir. Kişiyi, mantıklı düşünce yerine baskıcılığa, otoriter uygulamalara yöneltir ve sorunlara otoriter uygulamalarla çözüm bulmaya çalışır. Halbuki yapılması gereken, sorunları mantıklı düşünceler yardımıyla çözmektir. Önyargılar, mantıklı düşünmeyi engeller. Önyargıları yok etmek için ise hoşgörüye ihtiyaç vardır. Önyargılı kişi eleştirildiği zaman, eleştiren kimseye ‘Bu benim düşmanım’ diye yaklaşırken, hoşgörülü kimse ‘Belki onun da bir bildiği vardır’ diye düşünür. Toplumsal iletişim için hoşgörü önemlidir; hoşgörü insanların birbirlerini doğru anlamalarını sağlar.
Hoşgörüye örnek teşkil etmesi açısından Hazret-i Mevlana’nın meşhur bir söylemi vardır. Farsça olan bu söyleminde (Baza baza her anç hest baza. Ger kâfir-u gebru, putperest baza, indergehi ma nevmidi nist, sad bar eğer tevbe şikest baza) buyurur.
Bu söylemi Türkçeye şöyle tercüme edebiliriz:
(Gel, gel, yine gel. Kâfir olsan, ateşperest olsan, putperest olsan yine gel. Benim dergâhım, ümitsizlerin dergâhı değildir. Tövbeni yüz defa bozmuş olsan yine gel.)
İşte İslam Dinindeki hoşgörü anlayışı budur. Bizim bazı sözde Müslümanlara bakıyoruz da, ufak hataları yüzünden bile neredeyse karşılarındakileri tekfir edebilecek zihniyete sahipler.
Evet, özellikle Müslüman kardeşlerimize sesleniyoruz. Hoşgörülü olmayan hiçbir zaman için kâmil bir Müslüman olamaz…