Hilafet, Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı İmparatorluğuna getirilmiş ve Yavuzile birlikte daha sonra gelen Osmanlı Padişahları (HALİFE) unvanını da sıfaütlarına eklemişlerdir. Osmanlı Padişahlarının HALİFE sıfatını haiz olmaları, Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır seferinden sonra, Halife Mütevekkil’den halifeliği devralması ile başlamıştır.
Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasından ve Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasından sonra Halifelik ünvanı Osmanlı Hanedanından Abdulmecid Efendiye verilmişti. Ancak,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin
3 Mart 1924 günü çıkardığı kanunla
halifelik
makamı lağvedilmiştir. Halifelik, İslam Devletlerinde Hazret-i Muhammed’ten (O’na al ve ashabına salat ve selam olsun) sonraki devlet Başkanlarının unvanlarıdır.
3 Mart 1924 tarihinde Urfa vekili
Şeyh Saffet Efendi
ve elli üç arkadaşının (bunların arasında Siirt Mebusu Halil Hulki Efendi de vardı) hazırladığı, hilâfetin kaldırılmasına dair on iki maddeden oluşan bir kanun teklifi Meclis'e getirildi. Teklif okunduktan sonra halifenin hal‘edildiğini ve hilâfetin kaldırıldığını bildiren birinci madde; ardından hanedan üyelerinin yurt dışına çıkarılmasına dair 2. madde aynen kabul edildi. Oturuma katılan 158 üyenin 157'sinin oyuyla kabul edilmiş; tek ret oyunu Gümüşhane mebusu
Zeki Bey
vermiştir. Aynı oturumda daha önce
Şer'iye ve Evkaf
ve
Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekaleti
'nin İlgasına Dair Kanun ile
Tevhid-i Tedrisat Kanunu
da kabul edilmiş ve Diyanet İşleri Reisliği'nin kurulması kararlaştırılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin hilâfeti bütünüyle kaldırıp Abdülmecid Efendi ve ailesini yurt dışına çıkarması
Hindistan
'da hilafet otoritesini savunmak üzere kurulmuş Hindistan Hilafet Hareketi içinde anlaşmazlık doğmasına neden oldu. Kimileri kararın tartışılmasını, kimileri halifeliğin Mustafa Kemal Paşa'ya teklif edilmesini, kimileri ise Türklerin tutumunda İslam'a aykırı bir taraf olmadığı için Hint Müslümanlarının da Türkleri örnek almasını istiyordu. Hindistan Hilafet Hareketi bu tartışmalarla bütünlüğünü kaybetti; hilafet hareketine ilgi azaldı. İslam dünyasındaki bazı uygun görülen kişilere teklif ederek bu kurumu yeniden canlandırma girişimleri olduysa da bu girişimler gerçekleşmedi. Mısır'da tartışmalar, laik hükûmeti savunan ve halifeliğe karşı çıkan
Ali Abdurrazık
'ın ihtilaflı bir kitabına odaklandı.
Son yıllarda yaşananlara bakıp da, (Türkiye’ye halifelik mi getirilmek isteniyor!) diyenler var. Gerçekten, hilafeti geri getirmek mümkün mü!
Bir zamanlar Merhum Adnan Menderes’in de millete hitaben yaptığı bir konuşmasında “İsterseniz, halifeliği bile geri getirirsiniz!” dediği öne sürülür. Merhum Menderes’in sonu malum!
İlkokul 1. sınıftan itibaren okul müfredatına din derslerinin konmasıyla, hafızlık yapmak isteyenler için okullarda ara verme süresinin 2 yıla çıkarılmasıyla veya lise ve dengi okullara Osmanlıca derslerinin konulmasıyla bu ülkeye halifelik getirilebileceği vehmediliyorsa, böyle bir düşüncede olanlar kendi kendilerini ve dolayısıyla milleti de aldatmaktadırlar.
Hem, hilafet makamı zannedildiği gibi dinimizin olmazsa olmazlarından hiç değildir. Hatta dinimizin özünde hilafete yer yoktur.
Peygamber Efendimiz HAZRET-İ MUHAMMED’İN (O’na, al ve ashabına salat ve selam olsun) bir hadis-i şeriflerinde “Benden sonra hilafet otuz (30)
yıldır, sonra ısırıcı sultanlar, sonra zalimler gelir” buyurdukları bilinmektedir. 30 yıllık süre Hazret-i Ebubekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman ve Hazret-i Ali’nin (Allah onlardan razı olsun) hilafetlerin kapsayan zaman dilimidir. Yani, dört halifeden sonra gelen halifeler Peygamber Efendimizin buyruklarıyla (ısırıcı sultanlar ve zalimlerdir.)
Halifelik, saltanat gibi babadan oğula geçen bir makam olmuş, dini açıdan istismar edilmiştir. Düşünün ki, (Halife) unvanlı padişahlar arasında sarhoşlar, ayyaşlar bile vardır. Ve yine düşünün ki KERBELA ŞEHİDİ HAZRET-İ HÜSEYİN’İN MÜBAREK BAŞININ KESİLMESİNİN EMRİNİ VEREN YEZİD MELUNU DA HALİFEDİR. Yani, Halifeliğin dini kisve altında bir nevi zulüm ve istibdat yönetimi olduğu ortadadır. Tabii, padişahların arasında adil ve hakkaniyet sahiplerinin olması gibi, halifeler arasında da iyi olanlar ve icraatlarıyla takdir toplayanlar olmuştur.
Bir ara IŞİD terör örgütünün lideri konumundaki Ebu Bekir El Bağdadi bile halifeliğini ilan etmişti. Yani, ona veya benzerlerine mi biat edelim! Diyelim ki, Türkiye’ye hilafet geri getirildi. 12. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da halife-i müslümin ilan edildi. Peki, hangi İslam ülkesi ona biat edecek!
Sözün özü, bu ülkeye halifeliği getirmek asla mümkün olamayacağı gibi, böyle çabalar içinde olmak veya (imiş!) gibi görünmek, abesle iştigalden başka bir şey değildir…