1.Dünya Savaşı´ndan sonra Hatay, Fransızlar tarafından işgal edilmişti. 18 yıl Fransızların egemenliğinde kaldı. Hatay, Lozan anlaşmasında da sınırlarımız dışında kalmış ve bilahare müstakil bir cumhuriyet olarak ilan edilmişti. Milletler Cemiyeti çerçevesinde varılan uzlaşma sonucu imzalanan
1937 Antlaşması
ile Hatay'ın “ayrı bir varlık” olduğu kabul edilmiş; Türkiye, Hatay'ın toprak bütünlüğünün teminat altına alınmasında bir anlamda garantör devlet sıfatı elde etmişti.
Ancak, Mustafa Kemal ATATÜRK, Hatay’ın sınırlarımıza katılması için müsait zaman ve zemini kollamaktaydı. Sonuç itibarıyla Hatay 23 Temmuz 1939’da Türkiye’ye katıldı. Ancak, bunu görmek ATATÜRK’E nasip olmadı.
Fransızların işgalindeyken, Hatay Meclisi, 2 Eylül 1938'de bağımsızlığını ilan ederek Devlet olarak varlığını sürdürdü. 29 Haziran 1939 günü devletin yasama organı olan 22 üyesi Türk olan 40 üyeli Hatay Devleti Millet Meclisinin aldığı kararla Türkiye'ye katıldı.
Hatay
Millet Meclisi 29 Haziran 1939 tarihinde olağanüstü toplanarak
Hatay
'ın Anavatana kavuştuğunun bir kararla tespitini isteyen 39 imzalı önerge üzerine
Hatay
Millet Meclisinin dağıtılması teklifi oybirliği ile kabul etti.
Türkiye ise,
7 Temmuz 1939 günü çıkarılan bir yasa ile "Hatay" ilini kurarak katılma işlemini sonuçlandırdı
. 23 Temmuz 1939 tarihinde de Fransız birlikleri Hatay'ı terk ettiler.
Tayfur Ata Sökmen Milletler Cemiyeti'nin 19 Mayıs 1937'de Hatay için kabul ettiği anayasadan sonra kurulan Hatay Devleti'nin ilk ve tek devlet başkanıdır. Hatay’ın, Türkiye’ye ilhakında önemli bir rol üstlenmiş olup, Hatay’ın, Türkiye’ye katılmasından sonra hayatta olduğu sürece TBMM’inde Antalya ve Hatay Milletvekili olarak görev yaptı.
Cumhuriyetinin Kurucusu ve tek BAŞKOMUTAN Mustafa Kemal ATATÜRK,
düşünce yapısı itibarıyla savaşa karşıydı. Mecbur kalınmadıkça, savaşmayı asla tasvip etmezdi. Ancak, savaşmanın mecburiyet haline geldiği zamanlar da vardır.
İşte, bu konuda bir kararlılık örneği:
Bir gün İtalyan Büyükelçisi Atatürk’le görüşmek ister ve huzura kabul edilir. O zamanın muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra, büyükelçi
"Ekselans, dün Roma ile yapmış olduğum bir görüşmede hükümetimizin Hatay'ı almak istediği kararını size iletmem söylendi"
der.
Odada buz gibi bir hava eser. Atatürk, büyükelçiye bir şeyler daha ikram eder ve iki dakikalığına odadan ayrılır. Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması, belinde tabancası vardır. Doğruca masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bağlanmasını ister ve Çakmak'a:
"Paşa, İtalyan dostlarımız Hatay'a gelmek istiyorlarmış. Hazır mıyız" der. Fevzi Çakmak durumu anlar ve "Biz hazırız Paşam"
diye yanıtlar...
Atatürk büyükelçiye döner ve: "Biz hazırmışız. Hükümetinize söyleyin, isterlerse gelip Hatay'ı alabilirler" der...
Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu
Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN (yurtta sulh, cihanda sulh) vecizesi
gerçekten çok önemli bir tespittir. Aslında bu vecizenin Birleşmiş Milletlerin kapısına yazılması gerekir.
Evet, bütün savaşlar kötüdür. Savaşın iyisi yoktur ve olamaz. Çünkü bütün savaşlar sonuç itibarıyla ölüm ve yıkım getirir. Bu açıdan bakıldığında, barışın en kötüsünün bile, savaştan iyi olduğu gerçeği ortaya çıkar. Bunun için
(SAVAŞIN
KARTALI)
olmak yerine, hep
(BARIŞIN
GÜVERCİNİ)
olmayı ön plana çıkaralım. Uluslararası, dinler arası, mezhepler arası, bölgeler arası sorunları barışçıl yollardan, uzlaşarak ve karşılarımızdakilerin de haklı taleplerini göz önünde bulundurarak sonuç almağa çalışalım.
Atatürk’ün, İtalya’nın Antalya ve Hatay’ı almak konusundaki söylemlerine karşı dile getirdiği
“BANA ÇİZMEMİ
GİYDİRMESİNLER”
söylemi tarihe malolmuş bir deyimdir.
Hatay’ın, Anayurda katılışının yıldönümü kutlu olsun…