Tarikatlar ve cemaatler genelde hep Müslümanların başlarına bela olmuşlardır. İslam tarihi, fitne-fesat salan cemaat ve tarikatlara asırlar öncesinden tanıklık etmiştir. Tarikatlar ve cemaatler, İslam dinine yarar değil, genelde hep zarar vermişlerdir. Hedefleri, devlet içinde devlet olmak olan cemaatler ve tarikatlar zaman-zaman isyanlara kalkışmış, binlerce insanların ölümlerine yol açmışlardır.
İslam dininin en meşhur ve en eli kanlı cemaatlerden birinin adı HAŞHAŞİLER’DİR. Günümüz FETÖCÜLERİ de Haşhaşi zihniyetinin bir kopyası gibidir. HAŞHAŞİLİK, İran'ın Kum kentinde dünyaya gelen HASAN SABBAH adlı kişinin kurduğu sapık bir tarikatın adıdır. 11. Yüzyılda zamanın önde gelen okullarında okuma şansı bulan Hasan Sabbah Ailesiyle birlikte Rey şehrine gittiğinde burada Şii inancının önderleriyle temas etmiş ve Şiiliği benimsemiştir. Dini çalışmalarını geliştirmek için Fatimiler'in hâkim olduğu Kahire'ye giden Hasan Sabbah İran'a döndüğünde Selçuklu sarayında yüksek bir memuriyetle işe başlamış, bu dönemde ünlü Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün emrinde çalışmaya başlamıştır.
Bazı iddialara göre Nizamülmülk, Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah birlikte aynı dönemlerde öğrencidirler ve yakın dost olduklarına ilişkin söylenceler de vardır. Lakin bu efsanenin doğruluğuna dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Öte yandan Nizamülmülk ile Hasan Sabbah arasında yaklaşık 30 yıllık yaş farkı bulduğu belirtilmektedir. Diğer yandan bunun doğru olabilmesi için üçünün de Nişapurda okumuş olmaları gerekmektedir. Oysa Hasan Sabbah öğrenimini doğduğu kent olan Kum'da ve daha sonra Rey'de yapmıştır.
Bundan sonra kesin olarak bilinen ise Hasan Sabbah'ın yoğun dini çalışmalarından sonra örgütlenmeye başladığı ve Alamut kalesini ele geçirip burada üslenmesidir. Söz konusu kalede 2 bin müridinin yaşadığı söylenmektedir. Cennet ve cehennemi dünyada gösteren(!) müritlerine (HURİ) niyetine kadınlar ikram eden Hasan Sabah dönemin ileri gelenlerine yönelik suikastları işletmek için müritlerine haşhaş (afyonun ham maddesi) vererek (bu daha çok muhalifleri tarafından uydurulduğu söylense de) onların zihinlerini kontrol ettiği bilinmektedir. Bu yüzden tarikatının adı Haşhaşiler olarak anıla gelmiştir.
Sabbah'ın Alamut'u ele geçirişinden de Semenkant'ta bahsedilir. Sabbah önce Alamut'ta İsmaililiyeliği yayar. Sonra da kaleye gelir ve komutana kaleyi teslim etmesini, kaledeki askerlerin kendi safına geçtiğini söyler. Komutan kalenin kendisine sultan adına verildiğini ve bunun karşılığında üç bin altın dinar ödediğini söyler. Hasan Sabbah bir kâğıda bir şeyler yazar ve söylediği şehre gitmesini söyler. Komutan söylenilen şehre gider ve üçbin altın dinarı noksansız alır.
İslam tarihinde farklı mezheplerden biri olan Şiilik İran'da yaygındır. Bu mezhebin üyelerinin Selçuklu hâkimiyetindeki bölgelerde Sünni yöneticiler tarafından baskıya maruz kaldıklarından dolayı Şiilik gizli olarak kendisini varetmiştir. Hasan Sabbah'ın da mensup olduğu İsmailiyye tarikatının inancına göre 12 imamdan altıncısı olan Cafer'i Sadık öldükten sonra oğlu İsmail'i imam tayin etmiştir. Ancak İsmail babasından önce ölmüştür. İsmailiye tarikatı ise İsmail'in ölmediğini ve gizlenmek için ortadan kaybolduğunu, zamanı gelince geri döneceğini savunur. Bunun haricinde Hasan Sabbah'ın bağlı bulunduğu Nizari kolu ise 18. imam Mustansır'dan sonra Musta'linin değil, Nizari'nin gelmesi gerektiğini söyler.
1124 yılında ölen Hasan Sabbah da arkasında güçlü bir silahlı örgüt ve sadece İran'da değil tüm Mezopotamya'da korkulur bir askeri ve siyasal güç bırakmıştır. Tarikat Moğol istilası yıllarına kadar ayakta kalmıştır. Alamut kalesi ise 1256 yılında civarına gelen Moğol Komutanı Hülagü Han tarafından normal yollardan ele geçirilemeyince; o yıllarda yeni keşfedilen petrol; kalenin bulunduğu tepenin altına tüneller kazılarak ve bu tünellerin de içlerinde petrol havuzları oluşturularak ateşe verilerek patlatılmış dolayısıyla da imha edilerek ele geçirilmiştir. Pratikte ele geçmesi imkânsız olan oldukça dik, sarp kayalıklar üzerinde kurulmuş olan bu kale; tarihte de pek çok güçlü orduya meydan okumuş konumu ve sert savunması nedeniyle asla ele geçirilememiştir.
Semenkant'ta kurgulandığına göre ise kale kendiliğinden teslim olmuştur. Zaten Hasan Sabbah'ın verdiği ruh zayıflamaktadır. Teslim olunduktan sonra kale yakılacaktır. Moğolların hikâyesindeki bir bilgin Alamut kütüphanesindeki kitapları kurtarmak ister. Bir el arabası verilir ve alabileceği kadar alması söylenir. Adam önce Sünni olduğu için Kur'an'ları kurtarır. Sonra da uzun uzun kitaplara dalar. Vaktin geç olduğu konusunda uyarı gelince önündeki kitapları kaparak çıkar. Ve orada dünyadaki birçok konu hakkında bilgi içeren ve nüshası bulunmayan eşsiz kitaplar yanarak tarihin bilinmeyen sayfalarındaki yerini alır.
İslam tarihinde tarikatların ve cemaatlerin devlete karşı isyanları yaygındır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Şeyh Bedrettin isyanı, Şahkulu ayaklanması gibi tarikatlara bağlı isyanlar yaşanmıştır. İstiklal Savaşları ve Cumhuriyet döneminde de Şeyh Eşref ayaklanması, Şeyh Sait İsyanı ve Menemen’de yaşananlar yine tarikatlar eliyle yapılan kalkışmalardır.
Görüldüğü gibi, İslam dini ve Müslümanlar tarih boyunca tarikat ve cemaatlerin kalkışmalarından büyük zararlara uğramışlardır. Şüphesiz, Cumhuriyet tarihimizin en büyük kalkışması 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖCÜLERİN giriştikleri kalkışma olmuştur. Ülkemiz, hala FETÖCÜLERİN yol açtıkları yıkımları temizlemekle meşguldür.
Tarikat ve cemaat seviciler bir uyansalar artık!