İslam dinince mukaddes kabul edilen dört ay vardır. Bunlara
EŞHUR-UL HURUM (HARAM AYLAR)
denilir. Bunlar, içinde bulunduğumuz
MUHARREM
ayı ile
ZİLKÂDE, ZİLHİCCE VE RECEP
aylarıdır. Bu aylarda savaş yapmak yasak olduğu için bu adı almışlardır. Muharrem Ayının bir özelliği
KERBELÂ FACİASININ
yaşandığı ay olmasıdır.
Bu açıdan, MUHARREM AYINA özellikle ALEVİ KARDEŞLERİMİZ çok önem verirler.
Yanlış anlaşılmaya sebep olmamak için peşinen açıklayayım. Ben itikat olarak Sünni, mezhep olarak Şafii’yim. Ancak, bunun böyle olması gerçekleri yazmama engel değildir.
Bu bir gerçektir ki, Kerbela olayından bu yana ve Osmanlılar döneminde de ezilenler hep ehli şia olmuştur.
Şia, esas itibarıyla Hazreti Ali (Kerremallahu vechehü) tarafını tutup, hilafetin onun ve soyunun hakkı olduğuna, kıyamete kadar bu hakkın onlardan çıkmayacağına inananlardır.
Şia’nın bir kısmı Hazreti Ali’nin imamete daha lâyık olduğuna, bununla beraber üst varken astın halife olabileceğine inandıkları için Hazreti Ebubekir ile Hazreti Ömer’in hilafetini reddetmezler. Şiiler arasında ehlisünnete en yakın fırka da budur.
Şianın görüşleri içinde 12 İmam vardır. Hepsi de ehl-i beytten olan imamların masum olduklarına inanılır. Bu imamların adları sırasıyla şöyledir:
Ali El Mürtaza,
Hasan el Mücteba,
Hüseyin eş Şehid,
Ali Zeynelabidin es Seccad,
Muhammed el Bakir,
Ca’fer es Sadık b. Muhammed
Musa el Kazım b. Ca’fer,
Ali er Rıza b. Musa,
Muhammed el Cevat et-Takıy b. Ali
Ali el Hadi b. Muhammed,
Hasan el Askeri Ali b. Muhammed ve
Muhammed el Mehdi b. El Hasan.
Ehli Şia Hazret-i Mehdi’nin ölmediğine ve ahir zamanda dünyaya gelerek, insanları hak dine davet edeceğine inanırlar. Zaman zaman mehdilik iddiasıyla ortaya çıkan zındıkların gerekçeleri de budur!
Osmanlı döneminde Şeyh Bedrettin isyanıyla başlayan şia katliamı, hemen her devirde ve her padişah zamanında çeşitli bahanelerle tekrarlanmıştır. Cumhuriyet döneminde de, ezilenler ve horlananlar hep ehl-i şia (aleviler) olmuştur.
Maalesef, Müslümanları birbirlerine kırdırmanın bir yolu da, mezhepçilik üzerinden, sünni ve şii ayırımı yapılarak gerçekleştirilmektedir. Bugün Suriye ve Irak’ta yaşanan durum budur. Türkiye’de de Şiileri ve Sünnileri birbirine düşürmek isteyen zihniyete sahip olanlar bulunmaktadır ve maalesef azınlıkta oldukları için ezilenler de hep ehli şia (aleviler) olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, laiklik ilkesinin Türkiye için ne kadar öneme haiz olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Unutmayalım, Aleviler de, gerçekte bizim din kardeşlerimizdir. Aramızda bazı mezhepsel farklılıklar olsa bile aynı Peygambere, aynı kitaba inanmaktayız.
Hazret-i Ali (Kerremallahu vechehü)
bütün Müslümanların ortak paydalarından biridir.
İçinde bulunduğumuz Muharrem ayının bir adı da
ŞAHRULLAH’TIR.
Bu tanımlama
(ALLAH’IN AYI)
anlamına gelir. Özellikle Alevi kardeşlerimiz bu aya özel bir önem verirler. Çünkü bu ay, aleviler nezdinde
YAS AYIDIR.
Gerçi, tüm Müslümanların bu ayı
YAS AYI
bilmeleri esastır. Çünkü
Peygamber Efendimiz Hazret-i MUHAMMED’İN (O’na, al ashabına salat ve
selam olsun) mübarek torunları HAZRET-İ HÜSEYİN, KERBELA DENİLEN MAHALDE, MEL’UN YEZİD TARAFINDAN bütün aile efradıyla birlikte ŞEHİT EDİLMİŞTİR.
Bunun için Alevi kardeşlerimiz Muharrem ayının ilk on günü mateme girerek, oruç tutarlar. Ancak, Alevi kardeşlerimizin Muharrem ayında tuttukları oruç, Ramazan ayında tutulan oruçtan değişiktir. Su içilmez, çamaşır yıkanmaz, traş olunmaz, sigara, içki içilmez, hayvan kesilmez, et, soğan, sarımsak, yumurta yenilmez, ağaç kesilmez, böcek öldürülmez, koku sürülmez, cinsel ilişkiye girilmez, süslenilmez, düğün-dernek yapılmaz, zengin iftar sofraları kurulmaz. Sünni kardeşlerimizden de Muharrem ayında oruç tutanlar vardır. Ancak Sünnilerin tutukları oruç, Ramazan orucu gibidir. Ramazan ayı dışında oruç tutmanın en faziletli olduğu aylar, haram aylardır. Dolayısıyla, Muharrem ayının tamamı oruçlu geçirilebileceği gibi, özellikle Zilhicce’nin son gününü oruçlu geçirip Muharrem ayının 1. gününü de beraberinde oruçlu geçirmek çok faziletlidir. Her hicrî ayda olduğu gibi bu ayın da 13, 14 ve 15. günlerini oruçlu geçirmenin ve haram aylardan olması hasebiyle özellikle Perşembe, Cuma ve Cumartesi günlerini oruçlu geçirmenin mükâfatı çok büyüktür.
Muharrem ayı içerisinde yer alan
AŞURE GÜNÜ
ise yıl içindeki en faziletli günlerdendir. Bugünün faziletiyle ilgili çok sayıda hadis-i şerif vardır.
AŞURE, (ONUNCU GÜN)
anlamına gelir ki, Muharrem ayının onuncu günüdür.
Alevi de olsa, Sünni de olsa bütün Müslümanların
MUHARREM
ayına ve bu ay içindeki
AŞURE GÜNÜNE
büyük önem vermeleri gerekir. Bu konuda, sakın ha sakın Alevi kardeşlerimizi incitecek hal ve tavırlar sergilemeyelim.