Bilindiği gibi, koronavirüs pandemisi nedeniyle Suudi Arabistan çok az sayıda Hacı adayını kutsal topraklara kabul ederek, Hac görevini ifâ etmelerine müsaade etti. Koronavirüsün olmadığı 2019 yılında Türkiye’den 100 bine yakın insan Hac farizasını ifa etmek için Hicaza gitmişken, 2021 yılında çok az sayıda insanımızın Hac için Suudi Arabistan’a gitmelerine izin verildi.
Koronavirüs pandemisi olmasaydı, bugünlerde Hac görevini ifa ederek dönen hemşerilerimizi ziyaret edecek, getirdikleri ZEMZEM suyundan içecektik. Ne var ki, gözlemlediğimiz kadarıyla Hacca giden hemşerilerimiz hiç yok gibi. Bizim Siirt’çe Lisanımızda
“IL HAC, UVE DEMIL BEP=HAC KAPININ ÖNÜNDEDİR”
diye söylene gelen bir deyim vardır. Bu deyimin, geçmişte yaşandığı belirtilen bir olayla bağlantılı olduğunu söyleyenler bulunmakta. Biz de, çok eskilere yönelik bu anekdotu ibret alınması açısından sunmayı uygun bulduk.
Öyle anlatılır ki, geçmiş yıllarda hac görevini ifâ etmek için hazırlanan bir Siirtlinin Hanımı, Hac yolculuğunun başlayacağı günün bir gün öncesinde, bir sebeple komşularının evine gitmiş. Kadıncağız, hamileymiş. Komşularının evine girince, burnuna et kokusu gelmiş. Hamilelik haliyle aşarmış, canı çekmiş. Komşu kadına:
-Galiba evinizde et pişiyor. Biliyorsun hamileyim, kusura bakma amma, canım öyle çekti ki, bir parça versen de yesem
demiş.
Komşu kadın, evlerinde et pişmediğini, kendisinin yanlış koku almış olacağını söyleyerek, hamile olmasına karşılık kendisine et yedirmemiş.
Komşusunun bu tutumuna çok içerleyen kadın, eve dönerken, hacca gitmek hazırlığı içinde olan kocasına durumu anlatmış:
-Biz de, bu komşumuzun çok iyi biri olduğunu zannediyorduk. Hamile olduğumu bile, bile ve kendi dilimle istememe rağmen, bana bir lokma et yedirmedi!
diyerek sitem etmiş.
Akıllı biri olan ve komşusunun iyi biri olduğundan asla şüphe etmeyen kocası, bu işin içinde bir iş olduğunu sezinlemiş. İşin sırrını çözmek için kendisi giderek, komşusunun neden böyle davrandığını bizzat öğrenmek istemiş.
Komşu Kadın, önce sebebini anlatmak istememişse de, sonunda gerçeği itiraf etmek zorunda kalmış:
-Çocuklarım, üç-dört günden beridir aç yatıyorlardı. Artık, açlığa güçleri kalmamıştı. Dün, bir yerden geçerken ölmüş bir eşek gördüm. Gece vakti, yetimlerimden habersiz ve kimselere görünmeden eşeğin budunu kestim. Eve getirerek pişirdim. İşte, hanımının yemek istediği et, o etti. Bana ve çocuklarıma helâl olsa bile, senin hanımına yedirmem haram olurdu. Bu bakımdan, ona yedirmedim
demiş.
Duyduğu bu gerçek karşısında donup kalan Hacı Adayı
“Eyvah, ben ne yapıyorum. Peygamber
Efendimizin Hadis-i Şerifleri var ‘komşusu açken, tok yatan bizden değildir’ buyuruyor. Bu tanıma göre, ben gerçek
bir Müslüman bile değilken, Hazret-i Resulullah’ın huzuruna nasıl gideceğim.”
Diyerek, Hac yolculuğu için hazırladığı bütün erzakları
(O günün şartlarında Hacca gidip dönmek 3-5 ay sürermiş)
komşusunun evine göndermiş. Birlikte Hacca gideceği arkadaşlarına da, hastalandığını bahane ederek, o yıl için Hacca gitmekten vazgeçtiğini söylemiş.
Yine öyle anlatılır ki, o yıl Hacca giden Siirtli hacıların tümü bir rüya görmüşler. Hepsinin de gördükleri rüya aynıymış. Rüyalarında, o yıl Hac görevlerini ifâ eden bütün Müslümanların Haclarının
“Siirtli falanca oğlu falancanın hürmetine kabul edildiği”
bildirilmiş
.
Bu rüyayı gören ve birbirine anlatan Siirtli hacılar, dönüşlerinde kendilerini ziyaret edip, ellerini öpmeye gidenlere:
-Bizim değil, gidin, filancanın elini öpün. Çünkü, Hac görevimizin makbul olmasını ona borçluyuz diyerek gördükleri riyalarını anlatmışlar. Bu anekdotu anlatmamızın sebebi, mali varlıkları açısından Hac farizasını ifa etmeleri gerekirken, yine dini bir kural olması açısından salgın hastalık sebebiyle gidemedilerse üzülmelerine gerek yok. Hac için yapacakları masrafı, muhtaçlara dağıtarak hac sevabının kat-kat fazlasını kazanabilirler.
Evet, bazen Hacı olmuş kadar, hatta, ondan daha çok sevap kazanmanın, KAPININ ÖNÜ KADAR YAKIN OLDUĞUNU ASLA UNUTMAYALIM.