12 Haziran 1876 yılında kurulan Hilal-i Ahmer’in kurucularından birinin Rum asıllı meşhur MARKO PAŞA olduğunu biliyor muydunuz. (Git, derdini Marko Paşa’ya
anlat)
deyiminin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Dert çok, ama kulak veren yok. Anlattığımız dertler, sunduğumuz talepler, temenniler bir kulaktan giriyor, bir kulaktan çıkıyor. Yani, tam bir
(Marko Paşa
dönemi)
yaşanmakta.
Yeri gelmişken (Derdini Marko Paşa’ya Anlat) deyimin nereden geldiğine ve nasıl ortaya çıktığına açıklık getirelim. Öyle anlatılır ki, Marko Paşa Sultan Abdülaziz döneminde yaşayan çok başarılı bir Rum hekimidir. Yetenekli bir hekim olan Paşa çokça hastayı tedavi eder ve sağlığına kavuşturur. Bu bakımdan, halk arasında büyük bir üne kavuşur. Şifa bulmak isteyen yüzlerce hasta her gün kapısını çalmaya başlar. Öyle bir duruma gelir ki, artık hastalarıyla teker-teker ilgilenmesine imkân kalmaz. Bunca hastaların muayene ve tedavi etmeyi bir yana bırakın, dinlemeye bile artık zamanı yetmez.
Hastaların yoğunluğundan bunalan Marko Paşa bu duruma kendince bir çözüm bulur. Kapısına gelen hastalarını dikkatle dinler,
Onlara şöyle der;
-“Anladım, anladım ama ne??’’
Biçare hastalarda bu anlamsız soru karşısında, herhalde iyi anlatamadım diye düşünür ve durumlarını tekrar tekrar anlatırlar.
Ama Marko Paşa yine:
-“Anladım, anladım ama ne??’’
diye cevap verir.
Bu durumu yaşayan hastalar,
Marko Paşa’nın BUNALDIĞI kanaatine vararak,
kapısını çalmaktan vazgeçerler. İşte,
(Derdini anlatacak kimse bulamazsın) anlamında (Derdini Marko Paşa’ya anlat)
deyimi buradan gelir.
Marko Paşa’nın asıl adı Marko Apostolidis’dir. 1814 yılında Syros adası’da doğan Marko Paşa, ilk ve orta öğrenimini Yunanistan’ın meyve bahçeleri ve bağlarıyla ünlü Syros Adası’nda yaptı. Sonra, ailesi ile birlikte gittiği İstanbul’da Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’yi (Askeri Tıbbiye) bitirdi. Mezun olduğu yıl, cerrahi kliniği şefliğine atandı. Kısa sürede iyi bir hekim olarak ün kazandı ve mirlivalığa (tuğgeneral) yükseltilen ilk hekim oldu.
1861’de Sultan Abdülaziz tahta geçince Marko Paşa’yı hekimbaşı yaptı. 1871’de Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Nazırlığı’na atandı. 1878’de, II. Abdülhamit döneminde Meclis-i Ayan meclisi (Senato) üyeliği’ne getirildi. Kırımlı Aziz Bey’le birlikte Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin (Türkiye Kızılay Derneği) kurulmasında katkıda bulundu. Derneğin adı 1935’de “Türkiye Kızılay Cemiyeti”, 1947 yılında da “Türkiye Kızılay Derneği” olarak değiştirildi.
Marko Paşa Sultan Abdülaziz’in mutlakiyetçi yönetimine karşı meşrutiyetçi Jön Türk Harekatı’nı destektliyordu.
Marko Paşa çok sabırlı bir hekimdi. Hastalarını uzun uzun sabırla dinler, dertlerine tıbbi yönden yardımcı olmakla birlikte, onlara manevi huzur ve rahatlık vermeye de özen gösterirdi.
Marko Paşa’nın bu ünü halk arasında iyice yayıldı ve zamanla, yakınmayı dinleyecek kimsenin olmadığını vurgulamak için söylenen “anlat derdini Marko Paşa’ya” deyimi ortaya çıktı. Ancak halkın şikayetlerinin çoğunun ağır ve hantal bürokrasi yüzünden sonuçsuz kalması, Marko Paşa’nın imajını da “dert dinler, ama derde deva olmaz” şekline büründürmüştür. Marko Paşa ayrıca dert dinlerken, konuları kaydırması, lafı yuvarlayıp başka yönlere çevirmesi ile de ünlüydü. Ayan Meclisi’nde görevli iken halkın şikayetlerini o dinlerdi. Bu kimliği ona “derdini Marko Paşa’ya anlat” deyiminin yerleşmesine yol açacak denli yaygın bir ün kazandırmıştır. Kendisine iş için başvuran öğrencilerinin ve hekimlerin dertlerini sabırla dinler veya dinler görünür, bir sonuca bağlamaksızın lafı değiştirirdi.
Çözümü imkânsız sorun sahibi kişilere “Derdini Marko Paşa’ya anlat” deyimi günümüzde bile kullanılmaktadır.
Marko Paşa, 5 Aralık 1888 tarihinde Burgaz adasında 74 yaşında ölmüş, Kuzguncuk’a getirilip oraya defnedilmiştir.
Evet, MARKO PAŞA, RUM ASILLI AMA, sözün tam anlamıyla içimizden biri olmayı ve toplumumuzla özdeşleşmeyi bilmiştir. Ne diyelim, yine de TOPRAĞI BOL OLSUN…