Siirtlinin biri, “
KERİZLER DEFTERİ”
adı altında bir defter tutuyormuş. Tuttuğu deftere kendi kanaatine göre değerlendirmeler yaparak, “
KERİZLERİN”
adlarını yazıyormuş. Bir gün, zengin bir tüccar dostunun yanında otururken, yanlarına gelen bir başka tüccar, iş yeri sahibinden ortaklık için külliyetli miktarda para istemiş. Dostu da, ne kefil, ne senet, ne sepet istemeden, parayı vermiş.
Bunun üzerine,
KERİZLER DEFTERİNİN
sahibi, defterini çıkarmış, Tüccar arkadaşının adını başa yazmış. Arkadaşının “
KERİZLER DEFTERİ”
tuttuğundan haberdar olan Tüccar:
-Hayrola, benim adımı da KERİZLER DEFTERİNE Mİ YAZDIN?
diye, yarı şaka, yarı ciddi sormuş.
-Evet!
cevabını alınca da:
-Ben bu arkadaşa güveniyorum. Güvendiğim için de teklifini kabul ettim ve para verdim. Yani KERİZ olduğum için değil!
demiş.
Kerizlerin Defterini
tutan Siirtli cevap vermiş:
-Senetsiz, sepetsiz, güvencesiz verdiğin bunca parayı, geri getirdiği zaman bana haber ver, o zaman, senin adını KERİZLER DEFTERİNDEN siler, onun adını yazarım, merak etme!
Kerizlerin Defterini tutan Siirtlinin asıl anlatmak istediği, dinin de emridir. Biriyle alışveriş veya ortaklık yapılacaksa, borç alınacak, borç verilecekse, mutlaka mahiyetinin yazıya dökülmesi ve şahitler huzurunda yapılması gerekir.
Dünyada,
“ölüm”
olduğunu ve
“Ölümün ne zaman geleceğinin bilinmediğini”
unutmamak lâzım.
Dikkat edelim de, kendimizi kerizler defterine yazdırmayalım. (Enayiler olmazsa, açıkgözlere iş kalmaz) deyimini unutmayalım. Profesör unvanlı kişileri bile telefonla dolandıranların varlıklarını anımsayalım…