(Eline, beline, diline hâkim olmak)
tasavvufi bir kuraldır. Tasavvufta mesafe almak isteyenler, öncelikle bu kuralı yerine getirmekle sorumludurlar. Şimdi, bu kuralın açılımını yapalım.
Kişinin ELİNE Hâkim
olması demek,
hırsızlık yapmaması, başkasına ait olan maddi ve hatta manevi varlıklara el uzatmaması demektir. Hırsızlık, sadece kişinin evine, iş yerine girerek veya üzerindeki kıymetli eşyaları yürütmek anlamına gelmez. Her türlü hak ihlalleri de bu kurala dahildir. İki tarla veya iki bağ arasındaki sınırı değiştirmek, sınavlarda birinin hakkını, bir başkasına vermek, haksız kazanç sağlamak ve benzeri daha nice haksız, hukuksuz işler bu kuralın kapsama alanı içine girer.
Beline hâkim olmak
ise başkalarının ırzına, namusuna tasallut etmemek, fuhuş ve benzeri davranışları terketmek anlamına gelir. Başkalarının namusunu, kendi namusu gibi telakki ederek davranmaktır. Tasavvufta
(GÖZ ZİNASI)
deyimi bile vardır.
Dile hâkim olmak
, boş ve malayani konuşmalardan arınmaktır.
(Dil belası)
olarak tanımlanan çok isabetli bir özdeyişimiz vardır. Dil konusunda bir uyarı da,
(Eliyle düşen kalkar, diliyle düşen kalkamaz!)
şeklinde söylenmiştir.
Yüce Allah (Celle Celelühü)
insana iki kulak, bir dil vermiştir. Bunun hikmeti iki dinleyip bir konuşmak olarak yorumlanır.
Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed’de (O’na al ve ashabına salat ve selam olsun) birçok hadis-i şeriflerinde kişinin diline hâkim olmasının önemine vurgu yapmıştır. Dili, yırtıcı bir hayvana benzeten Peygamber Efendimiz, serbest bırakılırsa, sahibini parçalayacağını belirtir. Çok konuşanın dili sürçer. Hata üstüne hata yapar. Dilini koruyan, dinini de korumuş olur. Olur olmaz konuşanlar için (Dili uzun) deyiminin kullandığını da anımsatalım.
Hazret-i Ebubekir’in, konuşmamak için dilinin altına taş koyduğu, böylece, kendisini boş sözler konuşmaktan alıkoyduğu rivayet edilmiştir. Yüce Allah’ın boş konuşanı sevmediği hadislerle vurgulanmıştır.
Kur’an-ı Kerim’de mealen: (Sadaka vermek, iyiliği emretmek ve insanların arasını bulmak hariç, konuşmakta, fısıldaşmakta hayır yoktur)
buyrulmaktadır.
(Ya hayırlı şeyler söyle, ya da sus!)
sözünün hikmetini de bilmeliyiz. Dilimizin belasından kendimizi kurtarmalıyız.
Velhasıl, kişinin ELİNE, BELİNE, DİLİNE HÂKİM OLMASI ÖNEMLİDİR. Toplum olarak sadece bu kuralı uygulayabilsek, yaşadığımız toplumun müreffeh bir toplum olmasına yeter de artar bile…
ANEKDOT
Dul ve fakir bir kadıncağız, çocuklarına yedirecek ekmek dahi bulamayınca, komşusu olan zengin bir tüccara giderek yardım istemiş. O an için nefsine uyan Tüccar, yüklü bir para vermek karşılığında kedisiyle beraber olmak şartını öne sürmüş.
Çocukları günlerden beri aç olan Kadıncağız çarnaçar:
-Kabul ama kimsenin göremeyeceği bir yerde olsun!
demiş.
Tüccar da onu, dükkânının arka bölümündeki bodruma götürmüş ve bodrumun kapısını da kapatarak:
-Korkmana gerek, burada kimse bizi göremez!
deyince, kadıncağız:
-Peki, ALLAH GÖRMEYECEK Mİ?
deyince, gaflet uykusundan uyanan Tüccar tövbe ve istiğfar ederek:
-Bundan böyle dünya, ahret bacımsın! Sana ve çocuklarına bakmak boynumun borcu olsun!
demiş ve sözünü yerine getirmiş.