Bazı insanlar, doğuştan bir takım yeteneklerle donatılmış olarak dünyaya gelirler. Bu yeteneklerini kullanmak için uygun ortam bulmaları halinde büyük mesafeler katederler. Bakın, sizlere örnekler sunalım:
*IQ (ZEKA DÜZEYİ) 156 ve üzerinde doğanlar bu yeteneklerini kullanabilmek için uygun ortam bulmaları halinde birer DEHA KESİLİRLER. İcatlar yaparlar. Hiç kimsenin IQ (zeka seviyesi) çalışmakla artmaz. Çalışmakla ancak kendi zeka düzeylerinin en üst sınırından işler başarabilir. En yüksek IQ 210 olarak kabul edilir. Leonardo Da Vinci ve Goethe’de olduğu gibi.
*Kimi insanlar, fiziksel olarak üstün bir yapıya sahip yaratılmışlardır. Erkekler için
(ÇOK
YAKIŞIKLI),
kızlar-kadınlar için
(ÇOK GÜZEL)
deyimiyle tanımlanırlar. Bunlar da uygun ortam bulmaları halinde aktör olurlar, aktrist, manken olur bu sayede para kazanırlar.
Hiç kimse, estetik yaptırarak ne çok yakışıklı, ne de çok güzel olabilir!
*Sesi güzel insanlar vardır. Seslerinin güzelliği sayesinde ve uygun bir ortam bulunması durumunda meşhur şarkıcı, türkücü olurlar. İbrahim Tatlıses, Muazzez Ersoy gibi.
Doğuştan sesi güzel olmayan bir kimse dağbaşına çıksa ve günün 24 saati şarkı-türkü söylese, yine de sesinin güzelleşmesine bir katkı sağlayamaz. Çünkü güzel ses de insanlara doğuştan verilmiş yetenekler cümlesindendir.
*Kimi insanların da şiir yazma yetenekleri vardır. Bu sayede ölümsüzleşmişlerdir. Mevlana, Fuzuli, Yunus Emre, Mehmet Akif, Ziya Paşa, Yahya Kemal, Nazım Hikmet gibi.
*Kimi bedenen çok güçlüdür. Güreşçiler, boksörler bu cümledendir. Delik tüfeğin icat edilmesinden önceki çok eskilerde bir orduya bedel yiğitler vardı. Hazret-i Davut, Calut, Hazret-i Hamza, Hazret-i Ali, Anter Bin Şeddat, Avş bin Alak gibi…
*Kimi insanda resim yapma yeteneği vardır. Uygun zaman ve zemin bulması halinde şaheser tablolar çizer. Pablo Picasso, Leonardo Davinci gibi…
*Kimi insanlar, dalkavuk konusunda yeteneklidir. Yandaş medyada at koşturanlar gibi! Adlarını vermeye gerek yok. Onları zaten tanıyorsunuz!
DİL BELÂSI
(Dil belası!)
olarak tanımlanan çok isabetli bir özdeyişimiz vardır. Gerçekten, kişi en çok dilinin belasından çeker. Yine tasavvufla ilgili önemli bir deyim vardır.
(Eline, beline, diline hâkim ol!)
denilir. Dil konusunda bir uyarı da, (Eliyle düşen kalkar, diliyle düşen kalkamaz!) şeklinde söylenmiştir.
Yüce Allah (Celle Celelühü) insana iki kulak, bir dil vermiştir. Bunun hikmeti iki dinleyip bir konuşmak olarak yorumlanır. Velhasıl, kişinin diline sahip olmasının önemini anlatan söylemlerin sınırı yoktur!
Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed’de (O’na al ve ashabına salat ve selam olsun)
birçok hadis-i şeriflerinde kişinin diline hâkim olmasının önemine vurgu yapmıştır. Dili, yırtıcı bir hayvana benzeten Peygamber Efendimiz, serbest bırakılırsa, sahibini parçalayacağını belirtir. Çok konuşanın dili sürçer. Hata üstüne hata yapar. Dilini koruyan, dinini de korumuş olur. Olur olmaz konuşanlar için (Dili uzun) deyiminin kullandığını da anımsatalım.
Hazret-i Ebubekir’in, konuşmamak için dilinin altına taş koyduğu, böylece, kendisini boş sözler konuşmaktan alıkoyduğu rivayet edilmiştir. Yüce Allah’ın boş konuşanı sevmediği hadislerle vurgulanmıştır.
Kur’an-ı Kerim’de mealen: (Sadaka vermek, iyiliği emretmek ve insanların arasını bulmak hariç, konuşmakta, fısıldaşmakta hayır yoktur) buyrulmaktadır.
(Ya hayırlı şeyler söyle, ya da sus!)
sözünün hikmetini de bilmeliyiz. Dilimizin belasından kendimizi kurtarmalıyız.
Böyle bir yazı yazmak nereden icap etti derseniz, ehl-i siyasete bakıyoruz da, HASIM gibi gördükleri diğer siyaset erbabına etmedikleri hakaret kalmıyor. Sonra, bir şekilde barışıyor ve birbirlerini kucaklamağa başlıyorlar. Ancak, diğer siyasi rakipleri geçmişte konuştuklarını anımsatarak bu yüzde yüz dönüşün hikmetini(!) haklı olarak sorguluyorlar. İnkâr etmek de mümkün değil. Çünkü günümüzde hemen-hemen bütün konuşmalar videolara kaydedilmekte, televizyonlarda veya sosyal medyada yayınlanmaktadır.
Siyasilere tavsiyemizdir. Bugün hasım gibi gördükleri siyaset erbabının ne aleyhlerinde, ne de lehlerinde konuşurlarken ileri gitmesinler. Yarın ne olacağı belli olmaz, kendilerini kendi dilleriyle zora sokmasınlar:
ANEKDOT
Küfürbaz biri, bir şeyhe intisap ederek tövbe etmiş, ancak tövbe ederken, bu kusurunu şeyhine açıklayarak, yardımcı olmasını istemiş. Şeyh Efendi de, kendisine bir bakla vererek, dilinin altına koymasını, küfür edeceği zaman, baklanın öne çıkarak, kendisine tövbesini anımsatacağını söylemiş. Mürit de böyle yapmış. Gerçekten de, küfür edeceği zaman, dilinin altındaki bakla dilinin üzerine çıkarak uyarı görevini yapıyormuş.
Gel zaman, git zaman şeyh müritleriyle birlikte yaya olarak bir yerden bir yere giderlerken, aniden yağmur bastırmış. Bir an evvel menzile ulaşmak için adımlarını hızlandırmışlarken, kadının biri pencereden Şeyh efendiye seslenmiş ve durmasını istemiş. Şeyh Efendi de, önemli bir sorun olduğu düşüncesiyle, müritleriyle birlikte yağmur altında uzun bir süre beklerken ve sırılsıklam olmuşlarken kadın bir daha pencereden görünmüş ve:
-Artık gidebilirsiniz! demiş! Kadının bu hareketine anlam veremeyen şeyh, durdurulmalarının sebebini sorunca kadın:
-Kümesteki tavukların altına yumurta koydum. Bir sarıklı geçerse, yumurtalardan biri horoz olurmuş diye duymuştum. Sizi onun için durdurdum.
Kadının bu cevabına hayli öfkelenen Şeyh yanındaki küfürbaz müridine söylenmiş:
-Dilinin altındaki baklayı çıkarmanın tam zamanıdır!