Cüneyt Arıtürk

DOĞA'NIN İNTİKAMI!

Cüneyt Arıtürk

İnsanoğlu gerçekten çok nankör ve  bencildir. Doğa, kendisine bunca nimetlerini sunarken, kendisi doğayı tahrip işinde adeta yarışmaktadır. En küçük bir menfaati için ormanları yok etmekte, nehirleri kurutmakta, yeşillikleri betonlaştırmak işinde adeta yarışmaktadır.

Doğayı, elbette ki büyük yaratıcı çok dengeli bir şekilde yaratmıştır. Dengeyi bozduğunuz zaman, cezasını bulmanız kaçınılmaz olur! Bir Kızılderili atasözü vardır. Gerçekten çok anlamlıdır. Bu atasözünde:

Son ağaç kesildiğinde,

Son nehir kuruduğunda,

Son balık avlandığında,

İşte o zaman

paranın yenmediğini anlayacaksınız…

denmektedir.

Doğaya verilen zararın anlamını ve insanlığın bencilliğini bu kadar veciz ifade edecek ve yerine konabilecek başka bir söz bulmak mümkün değil!

Bugün böyle bir yazı yazmak nereden aklıma geldi derseniz, açıklayayım. Bazı il ve ilçelerde meydana gelen sel felaketlerini görünce, ilk akla gelen sebeplerin başında bu yörelerde yaşanan doğa katliamları olmaktadır. Rant uğruna, şehirlerin ne hallere geldikleri ortada. Dünyanın en büyük metropollerinden  Ankara ve İstanbul’da bile 10 dakikalık yağmur yağışlarının yol açtığı sellerin sebebi doğa katliamı değil de nedir. Ormanlar yok ediliyor, nehirler kurutuluyor, gökdelenler dikiliyor ve bunun tabii sonucu olarak bu afetlerin yaşanmasına zemin oluşturuluyor.

İnsan, kendisine yapılan kötülükleri affedebilir amma, doğa, yapılan kötülükleri asla affetmez! Kendisine verilen zararı, fitil-fitil insanların burunlarından getirir.

Doğayı tahrip eden kuruluşların başlarında belediyelerin geldikleri bir gerçektir. Rantlara dayalı imar planları yüzünden seller, heyelanlar, depremlerde çok sayıda ölümler yaşanması kaçınılmaz olmaktadır.

Doğayı, hiç kimse dize getiremez. Doğayı tahrip ederseniz, çok acı olan sonuçlarına da katlanmanız gerekecektir. Bu konularda öncelikle belediyelere ve ilgili bakanlıklara büyük görevler düşer. Siz doğayı katlederseniz, kan davalınız gibi her an için peşinizde olur, bunu asla unutmayalım!

ANEKDOT

Maiyetiyle birlikte gezmeye ve halkı teftiş etmeye çıkmış olan Padişah, bahçesinde fidan dikmekte olan 80-90 yaşlarında bir pir-i faniyi görerek yanına yaklaştı ve sordu:

-Yaşını, başını almış bu halinle hala ağaç fidanı mı ekiyorsun! Hem ektiğin bu fidanın büyüdüğünü, meyve verdiğini, meyvelerinden yiyebileceğini umut ediyor musun?

Karşısındakinin kim olduğunu anlayan yaşlı adam temenna ederek cevap verdi:

-Padişahım, bizden öncekiler ektiler, biz yiyoruz, biz de ekelim ki, bizden sonrakiler ektiklerimizden yesinler!

İhtiyar adamın cevabından çok hoşlanan Padişah, adama bir kese altın verilmesini emretti. Bunun üzerine yaşlı adam konuştu:

-Padişahım, başkalarının ektikleri fidanlar ancak 10-15 yıl sonra ürün vermeye başlarlar. Allah’a şükürler olsun, benim fidanım daha elimdeyken ürün verdi.

İhtiyarın bu sözlerinden hayli etkilenen Padişah, adama bir kese daha altın verilmesini emredince, yaşlı adam yine konuştu:

-Padişahım, başkalarının dikili ağaçları bile, yılda ancak bir defa ürün verirken, benim diktiğim fidan, anında iki ürünü birden verdi…

Yazarın Diğer Yazıları