Cuma namazına gidenler bilirler. Cuma namazının olmazsa olmazlarından biri de de verilen hutbelerdir. Güncel olmaları gereken hutbeler maalesef siyasi zemine kaydırılarak, karşımıza basma kalıp olarak çıkmaktadır. Bilindiği gibi, CUMA HUTBELERİNİ artık Diyanet İşleri Başkanlığı kotarmakta, okunacak hutbeleri müftülüklere göndererek, Türkiye genelinde camilerin tümünde aynı hutbelerin okunması gerçekleştirilmektedir. Yani, hiçbir hatip, kendi hutbesini okumak gibi bir hakka sahip değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı hutbe olarak okunmak üzere ne göndermişse, bütün hatipler, aynı hutbeyi okumakla mükelleftirler. İşte bunun için artık CUMA HUTBELERİNİN bir tadı-tuzu da kalmamıştır.
Söz hutbelerden açılmışken, geçmiş dönemlerde yaşanmış bir anekdotla okuyucularımızı hem düşündürelim, hem gülümsetelim istedik.
Anekdot şu:
Siirtli Molla bir Cuma günü minberden hutbe okuyormuş. Hutbesini irat ederken, cemaatten birinin ağlamakta olduğunu görmüş. Kendi içinden:
“Vaazım ne tesirliymiş ki, cemaati bile ağlatıyorum”
diye geçirmiş. Hem sevinmiş, hem gururlanmış. Hutbeyi bitirdikten sonra minberin yanında oturmakta olan ağlayan kişiye:
-Beni bekle, benden önce camiden ayrılma!
diye tembihlemiş. Cuma namazı kılınıp, tespihatlar yapıldıktan ve cemaat dağıldıktan sonra, Hoca kendisini beklemekte olan ağlayan kişinin yanına gitmiş. Kendisini beklemekte olan kişi:
-Buyur Hocam, beni bekle dedin, bekledim. Bir şey mi diyecektin?
diye sormuş.
Hoca da:
-Önemli değil. Sana gönlüm kaynadı. Beraber bir yemek yiyelim istedim. Şurada bir lokanta var. Gel de beraber bir yemek yiyelim
demiş.
Böyle bir teklif, giyiminden kuşamından fakir olduğu anlaşılan köylünün elbette ki canına minnetmiş.
Birlikte lokantaya gitmişler, garson istenilen yemekleri önlerine koymuş. Bir taraftan yemek yiyorlar, beri taraftan sohbet ediyorlarmış.
Molla, sözü döndürüp dolaştırıp adamın hutbe sırasındaki ağlamasına getirmiş ve:
-Hutbemde seni en çok etkileyen ne oldu da böyle ağladın?
diye sormuş.
Saf köylü gerçeği söylemiş:
-Vallahi Hocam, ben çobanlık yaparken, Herekol Dağlarında bir keçim yardan aşağı düşmüştü. Keçiyi kurtarmam mümkün olmadı. Zavallı keçi “Me-me-me…” diye meliyor, başını sallıyordu. Sen de hutbe verirken, tıpkı benim keçim gibi kafanı sallamaktaydın. Sakalın da tıpkı keçimin sakalına benzemekte. Keçimin sakalına benzeyen sakalınla, yine keçi gibi kafanı sallayınca, birden keçim aklıma geldi, ona ağladım!
demiş.
Molla aldığı cevaba çok öfkelenmiş ama
“Kendi düşen ağlamaz”
diyerek, ısmarladığı yemeğin parasını vermiş.
Maalesef, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından kotarılarak, Türkiye’nin dört bir yanına gönderilerek okutulan hutbeler de tıpkı bu ANEKDOTTAKİ HUTBELER GİBİ…