Çocukların ve yaşlıların birbirlerine benzeyen özellikleri vardır. İkisi de kısıtlamalara karşıdırlar. Hep, ilgi odağı olmak isterler. Çocuklara, korumak açısından (dışarı çıkma, yaramazlık yapma, abur-cubur yeme) derseniz bile, çocuk hem yaramazlık yapar, fırsat buldu mu dışarı çıkar ve de abur-cubur yer! Yaşlılarda da durum aynıdır. Onlar da çocuklar gibi kendilerine ilgi gösterilmesini isterler. Tansiyon ve şeker hastası olsalar bile yemeklerine gizli-gizli tuz katarlar, şekerli maddeleri atıştırırlar. 65 yaş ve yukarısı için getirilen sokağa çıkma yasağı gösterdi ki, yaramaz çocukların evlerde tutulmalarının zorluğu gibi, yaşlıları da evde tutmak ve dışarıya çıkmaktan alıkoymak oldukça zor!
Evet, çocukların ve yaşlıların birbirine benzediği doğrudur. Biri önceden hiç tanımadığı, diğeri artık pek tanıyamadığı bir dünyadadır. Bu nedenle her ikisi de kendilerine tamamen yabancı bir dünyanın ortasında yapayalnız gibidirler. Yaşlılar için dünya çok değişmiştir. Muhtemelen birçok arkadaşlarını, dostlarını kaybetmişlerdir. Çocuklar için dünya zaten çok değişiktir.
Çocukların ana izleği, yaşamdır. Yaşlıların ana izleği, ölümdür. Çocuklar ve yaşlılar, gülmek ve ağlamak işinde de birbirlerine benzerler. Olduk, olmadık yerde ağlar, olduk olmadık yerde gülerler. Sulu gözlüdürler. İkisi de ilaç içmeyi sevmezler, inatçıdırlar!
Çocukların istedikleri sevgi, yaşlıların istedikleri ise saygıdır. Bunun için (küçüklere sevgi, büyüklere saygı) konusunda asla ihmalkâr olmayalım. Unutmayalım, biz de çocuktuk, sonuç itibarıyla ve ALLAH ömür verirse, yaşlılar sınıfına dahil olacağız!
Hem, bu benzerlik yüzünden olacak ki, evde genelde çocuklar ve dedeler arkadaş olurlar. Babalarıyla, anneleriyle arkadaşlık kurmazlar!
ANEKDOT
Çok sevdiği dedesinin, huzur evine götürülmek istediğini annesinin ve babasının konuşmalarından anlayan çocuk söylendi:
-Yaşlandığınız zaman, ben de ikinizi huzur evine götüreceğime göre, ayrı ayrı huzur evlerine mi aynı huzur evine mi götüreyim!