Osmanlı döneminde sözünün eri, mert, dürüst ve nüktedan vezirin biri, faytona binmiş, muhasibiyle birlikte İstanbul’un sahillerinde geziniyormuş. O sırada, faytona koşulu olan cins Arap atlardan biri etrafa pis bir koku yaymış. Atın pisliğini gören Vezirin aklına bir muziplik düşmüş ve Muhasibine yüzüne bakarak söylenmiş:
-Lala, atın yaptığı bu BO.U yersen, söz ne dilersen yerine getireceğim!
Muhasip, bir atın pisliğine ve bir de bindikleri o zamanın şartlarında çok lüks olan fayton ile faytona koşulu iki cins ata bakarak söylenmiş:
-Bu faytonu, atlarla birlikte olduğu gibi bana verirsen, ben bu B.KU yerim!
Vezir de:
-Söz verdim ya, bu BO.U ye, fayton da, atlar da senin!
demiş.
Muhasip, faytondan inmiş, ıkına-tıkına gerçekten de atın yaptığı
BO.U
yemiş.
Aradan bir süre geçmiş, faytonu, muhasibine kaptırdığına bin pişman olan Vezir:
-Tamam, bu fayton artık senin. Ama gel, yine bana sat. Fiyatı neyse vereyim
diye teklifte bulunmuş.
Vezirle, Muhasibi arasında bu konuşma devam ederken, faytona koşulu diğer at da etrafa pis bir koku yaymasın mı. Bunun üzerine muhasip:
-Faytonu elbette yine size satarım. Ancak, aldığım fiyata olur
diyerek, faytona koşulu ikinci atın yaptığı
B.OKU,
yemesi halinde satacağını söylemiş.
O günün şartlarında çok lüks olan ve iki cins at tarafından çekilen faytonunu, muhasibine kaptırdığına zaten bin pişman olmuş olan Vezir, teklifi kabul etmiş. Faytondan inerek, ikinci atın yaptığı
BO.U
kemali afiyetle(!) midesine indirmiş.
Bir süreliğine hasıl olan sessizlikten sonra, Vezir söylenmiş:
-Değişen bir şey olmadı. Fayton yine benim. Peki ama BİZ BU B.KU NEDEN YEDİK…
ANEKDOT
Şair Eşref, maddi yönden çok sıkışık bir durumdayken bir Arap Şeyhinin maiyetine girmeyi kabul etmiş ve beraberinde bir süreliğine, Fizan’a gitmiş.
Bir gün Efendisi pozisyonundaki kabile şeyhi, Şaire takılarak sormuş:
-Eşref, hayatında yediğin en büyük B.K nedir?
Zaten, böyle bir görevi kabul ederek İstanbul’dan ayrıldığına bin pişman olan Eşref cevap vermiş:
-Hayatımda çok BO.LAR YEDİM. Ama bu bokların en büyüğü, İstanbul’da bu kadar zarif ve kibar vezirler varken, hem onları, hem İstanbul’u bırakarak senin gibi BO.TAN birinin dalkavuğu olmayı ve İstanbul gibi cennet bir şehirde yaşamak varken, Fizan gibi bo.tan bir yere gelmeyi kabul ederek yedim…