Cüneyt Arıtürk

BİRAZ DA GÜLELİM

Cüneyt Arıtürk

Can sıkıcı haberlerden bıktık usandık. Adeta gülümsemeyi unuttuk. Böyle sıkıntılı bir dönemden geçerken, istedik ki, birkaç anekdot sunarak, okuyucularımızı az da olsa tebessüm ettirelim.

İŞTE, ANEKDOTLARIMIZ:

Sağır olan, kulakları iyi duymayan biri, komşusunun ağır hasta olduğunu öğrenerek ziyaretine gitmiş. Halini hatırını sormuş:

-Nasılsın, iyi misin?

demiş,

Hasta çaresizlik içinde olduğunu ifade etmek babında:

-Nasıl olacağım, çok hastayım! Galiba ölümüm yaklaştı!

diye cevap vermiş.

Hastanın

(İyiyim)

dediğini zanneden sağır komşu.

-Oh! Ne ala, ne ala!

diyerek cevap verdikten sonra sorularına devam etmiş:

-Bir isteğin var mı?

Komşusunun duymadığı için böyle bir cevap verdiğini düşünecek durumda olmayan hasta hiddetle cevap vermiş:

-Evet, Azrail’i bekliyorum!

deyince, iyi duymayan komşu hastanın birilerini  beklediğini zannederek, konuşmuş:

-Ayağı uğurludur. Geldi mi, eli boş dönmez!

demiş.

***

Geçmiş yıllarda Siirt Sağlık Müdürlüğünde çalışan  Sağlık Memurlarından Hacı Rüştü, aşılama çalışmaları için bir köye gider. Köyün muhtarı, sağlık memuru ve şoförü için tavuk kestirerek, güzel bir ziyafet hazırlatır.

Oburluğuyla meşhur olan ve bundan dolayı bir hayli de kilolu olduğu anlatılan sağlık memuru, birlikte yemeğe oturdukları şoförünü oyuna getirerek:

-Rahmetli baban nasıl ölmüştü?

diye bir soru yönetir. Uyanık sağlık memuru biliyor ki, anlatmak konusuna gayet meraklı olan ve uzattıkça uzatmaktan hoşlanan, aynı zamanda biraz da kekeme olan şoför, konuşmaktan, yemeğe fırsat bulamayacak ve bu arada kendisi de tavuğun büyük bölümünü mideye indirmiş olacak.

Nitekim, sağlık memurunun beklediği gibi olur. Şoför, babasının nasıl hastalandığını, hastaneye nasıl götürdüklerini uzun uzadıya anlatmaya başlar. Bu arada, uyanık sağlık memuru da, konuşmaları sadece başıyla tasdik ederken, beri yandan leziz tavuğu, pilavı, ayranı midesine indirmeğe devam eder.

Geç de olsa, oyuna getirildiğini anlayan ve yemeklerin neredeyse bitmek üzere olduğunu farkeden Şoför, aklın sıra kendisi de uyanıklık yapmak ister ve sağlık memuruna sorar:

-Pe-pe-peki, a-a-abi, se-se-nin ba-ba-baban nasıl öldü?

Uyanık sağlık memuru, bir yandan yemeğe devam ederken, kısa bir cevap verir:

-Nasıl olacak! Hastalandı, (TIRT) dedi öldü!!!

***

Zamanın birinde Siirt’te köylülere çok zulmeden bir ağa varmış. Bu ağa, hastalanıp da öleceğini hissedince, köylülere son bir oyun oynamış. Marabalarını etrafına toplayan ağa, sözde yaptığı zulümlerden çok pişman olduğunu belirterek, helallik istemiş. Bununla da yetinmeyerek, son bir istekte bulunup:

-Ben ölünce, ibret-i âlem için cesedimi, bir hafta süreyle köyün girişindeki ağaca asın, gelenler-gidenler görsünler de ibret alsınlar. Zalimlerin de bir gün ölecekleri anlaşılsın!

demiş.

Ailesinin de muvafakat göstermesi üzerine ölen ağanın cesedi vasiyet ettiği gibi bir hafta süreyle köyün girişindeki ağaca idam mahkûmları gibi asılmış.

Amacı köylülere son bir darbe vurmak olan ağa, meğer öleceğinden 2-3 gün önce o zamanın güvenlik birimine bir mektup göndererek, köylüleri tarafından tehdit edildiğini, öldürülmekten korktuğunu belirterek, tedbir alınmasını istemiş. O günün şartlarında köye gidip gelmek ancak yürümekle gerçekleştirildiği için güvenlik güçleri köye geldiklerinde, iş olup bitmiş, ağanın cesedi ağaca asılmış. Köye gelen güvenlik güçleri mensupları girişteki tepede bir ağaçta ağanın asılı cesedini görmüşler ve ağayı öldürdükleri gerekçesiyle bütün köylüleri derdest edip, ilçeye götürerek cezaevine koymuşlar.

İşte

(ÖLÜSÜ, DİRİSİNDEN  BETER

AĞA)

deyiminin sebebi buymuş!

Yazarın Diğer Yazıları