Cüneyt Arıtürk

AVRUPA BİRLİĞİNE GİRMEK İÇİN 31 TEMMUZ 1959'DA BAŞVURUDA BULUNMUŞTUK!

Cüneyt Arıtürk

Avrupa Birliği 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması'yla Avrupa Ekonomik Topluluğu adı altında kuruldu. Türkiye 31 Temmuz 1959’da topluluğun üyesi olmak için başvuruda bulundu. 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık çatısı oluşturdu. Bu antlaşma 12 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girdi. 12 Eylül 1980 Darbesi AET ile Türkiye arasındaki ilişkilerin dondurulmasına yol açtı. 1983 yılında çok partili seçimlerin yapılması üzerine Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkiler yeniden canlandı. 14 Nisan 1987 tarihinde Türkiye resmen tam üyelik başvurusunda bulundu. Avrupa Birliği'yle bütünleşmenin ilk aşaması olarak Türkiye 1 Ocak 1996 tarihinde Avrupa Birliği Gümrük Birliği'ne girdi.

2000'li yıllarda Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma sürecinde bir hızlanma gözlendi. 17 Aralık 2004 tarihinde Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye'nin katılma müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlamasına karar verdiler. Başlayacak müzakerelerin ne kadar sürede tamamlanacağı konusunda kesin bir karar verilmedi. 2007 yılında, Türkiye 2013 yılına kadar AB hukukuna uymayı hedeflediklerini belirtti. Ancak Brüksel, üyelik için son tarih olarak bunu reddetti. 2006 yılında Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso, üyelik sürecinin en az 2021 yılına kadar süreceğini belirtti.

31 Ekim 2012'de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya'ya bir ziyarette bulunarak 2023'te Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. kuruluş yıl dönümünde Avrupa Birliğe'ne üyeliğini beklediğini açıkça belirtti.

Evet, Türkiye Avrupa Ekonomik Topluluğuna (AB) katılmak için 31 Temmuz 1959’da müracaat etmişti. Yani aradan tam 65 yıl geçti. Bizden çok sonra müracaat eden ülkeler AB’a girdi ama biz hâlâ kapının eşiğinde bekletiliyoruz. Peki, suç bizim mi, Avrupa Birliğinin mi!

31 Temmuz 1959'da, Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu'na yaptığı ortaklık başvurusu ile başlayan AB serüveninde yılları devirdik ancak hâlâ kapının eşiğinde bekletiliyoruz.

AB'nin en etkili üyeleri Almanya ve Fransa’dır. Ekonomik yönden bir darboğaz içinde olan Türkiye, ekonomik yaptırımlardan çıkış için yeniden yüzünü AB’a dönmüş bulunmaktadır. Bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’nin yeri Avrupa Birliğidir, demesinin temelinde yatan gerçek, ekonomik koşullardan kaynaklıdır. AB’a girmek isteyen tek Müslüman ülke olduğumuzu da bu arada anımsatalım. Gerçekte AB, bir hristiyan kulübü gibi çalışmaktadır. Aramızda kültürel açıdan da büyük farklılıklar vardır. Avrupa Birliğine tam üye olamayışımızın en önemli sebeplerinden biri de budur.

Şimdi, bütün suçu AB’a yüklemek de gerçekçi olmaz. Kusuru biraz da kendimizde aramalıyız. Ne kadar gizlemeye çalışırsak çalışalım, Türkiye’de antidemokratkik olaylar yaşandığı gerçeğini Avrupalılar bizden çok daha iyi bilmektedirler. Gazetecilerin, siyasetçilerin, akademisyenlerin tutuklanmaları, ceza almaları, işkence ve kötü muamele iddiaları,  güvenlik güçlerinin gösterilere orantısız müdahaleleri, yersiz tutuklamalar, AB tarafından bilinen durumlar cümlesindendir.

AB’a giriş tarihinden sonra Türkiye’de yaşanan darbeleri, post modern darbeleri ve muhtıraları da unutmayalım. Yani, AB’a göre demokrasi sicilimiz çok bozuk. 27 Mayıs 1960 darbesi, 22 Şubat 1962 ayaklanması, 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat 1997’de yaşanan post modern darbe, 15 Temmuz 2016’da darbe girişimi, bizi  Avrupa Birliği kapısından uzaklaştıran sebepler oldu.

İşin gerçeği şu ki, mevcut AKP iktidarı ilk başlarda Avrupa Birliği kozunu kullanarak kendi düzenini kurdu. Artık AB’ye pek bir ihtiyacı da kalmadı. Tabii, ekonomik sorunları nazara almazsak. Türkiye, ekonomik yönden güçlü olsa, zaten AKP, Avrupa Birliği kapısına tekmeyi vuracak da, bu an, o an değil…

Avrupa Birliği Adalet Divanı Gezi eylemleri dolayısıyla 7 yılı aşkın bir zamandan beri tutuklu bulunan Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku’nun derhal serbest bırakılmasını istemişti. Ancak, bizim siyasiler, isteme uymadılar. Avrupa Birliği bu durum karşısında açıkça şunu söylüyor:

-Birliğimize girmek istiyorsanız, Avrupa Birliği Adalet Divanının kararlarına uyacaksınız. Bunu yapmıyorsanız, o zaman Birlikten ayrılın!

Avrupa Birliği Parlamentosunda yer alan AKP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş (Alparslan Türkeş’in oğlu) bile Avrupa mahkemesinin kararlarına uyulmamasını eleştirerek en kısa zamanda Gezi davası tutukluları Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Can Atalay ve Çiğdem Mater'i ziyaret edeceğini açıklamış ve ziyaret izni için Adalet bakanlağına müracaat etmişti. Adalet bakanlığı Türkeş’in bu talebine zar-zor (evet) dedi. Bakalım, bu görüşmeden ne çıkacak.

Yazarın Diğer Yazıları