Rusya'dan alacağımız S-400 füze savunma sistem dolayısıyla ABD ile aramız bir hayli açılmıştır. Aslında Türkiye ile ABD’nin arasında tek sorun Rusya’dan alınacak S-400 füze savunma sistemiyle sınırlı değildir. ABD ile ilişkilerimiz birçok konuda zora girmiştir. Rusya’dan alınacak füze savunma sistemi, tuzu biberi olmuştur.
ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komitesi, açıkladığı 750 milyar dolarlık savunma politika tasarısında ABD'ye daha fazla Lockheed Martin yapımı F-35 savaş uçağı alımı yetkisi verilirken, Ankara'nın Rus yapımı S-400 füze savunma sistemi satın alma planını sürdürmesi durumunda F-35 programındaki ortaklığı sonlandırılacağını açıklamış bulunmaktadır.
ABD, S-400 füzelerini almakta ısrar etmemiz durumunda ülkemize karşı yaptırımlar uygulayacağını ve
EKONOMİK SAVAŞ başlatacağını açık bir şekilde ifade etmektedir.
Ekonomik savaşlar, cephelerde savaşmaktan daha zor savaşlardır. Cephede karşında düşman var, ölür veya öldürürsün. Ama ekonomik savaş böyle değildir. Ekonomik savaşın hedefi, ülkeleri içten çökertmek, ekonomik yollardan ümüğünü sıkmaktır.
Efelenmemize, bu savaştan da galip çıkarız dememize gerek yok. Bu bir gerçektir ki, ABD çok güçlü bir düşmandır. Üstelik bu ülkenin emrinde hareket eden devletçikler vardır. ABD yaptırım uygulamaya başlayınca, haliyle bu devletçikleri de devreye sokacaktır. Yani, ABD emperyalizmine karşı dik durabilmek her devletin harcı değildir. Zengin Petrol ve Doğalgaz kaynaklarına rağmen, İran bile ABD’nin yaptırımlarından nasıl korunabileceğinin hesapları içindedir.
1950’li yıllardan beri ülkeyi adeta ABD’ye göbekten bağımlı duruma düşüren bütün siyasilerimizin, düşürüldüğümüz durumda payları vardır. Maalesef, yanlış politikalar sonucu, Türkiye’nin ekonomisi de ABD’ye bağımlı bir hale getirilmiştir. Biz her ne kadar
BAĞIMSIZ BİR ÜLKE
olduğumuzu söylersek söyleyelim, ekonomide bağımsız olmadığımız sürece, gerçek anlamda bağımsız sayılamayız.
Ekonomimiz lüks ve israf yanında betonlaşmaya ayrılan geniş kaynaklar yüzünden zaten çökme noktasına gelmiştir. Bir de ABD yaptırımları başlarsa, halimiz ne olacak, yaşarsak göreceğiz…
Ekonomimizin pamuk ipliğine bağlı duruma geldiği bir dönemde gelin, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN ekonomik durumla ilgili bazı söylemlerine kulak verelim.
ATATÜRK buyuruyor ki:
*Milli ekonominin temeli ziraattir.
*Ulusal ekonominin temeli tarımdır.
*Gerçek işgaller kılıçla değil, sabanla yapılır.
*Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima yenildi.
*Bağımsızlığın bütünlüğü, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.
*İstiklalin tamamiyeti ancak istiklal-i mali (mali bağımsızlık) ile mümkündür.
*Kazanılmış zaferlerin ve uğranılmış başarısızlıkların tümü iktisadi durumla ilgilidir.
*Bilhassa para her türlü vasıtanın üstünde, bir mevcudiyet silahıdır.
*Kılıçla ülke alanlar, sabanla ülke alanlara karşı yenilmeye mahkumdurlar.
*Askeri zaferlerimizle mağrur olmayalım. Yeni ilim ve iktisat zaferlerine hazırlanalım.
*Milletleri vatanlarında takarrür (yerleşme) ettirmenin, millete istikrar vermenin vasıtası sabandır.
*Hiçbir medeni devlet yoktur ki ordu ve donanmasından evvel iktisadiyatını düşünmüş olmasın.
*Bilirsiniz ki ekonomik bakımdan güçsüz olan bir ulus, yoksulluktan kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, refaha ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal hastalıklardan yakasını kurtaramaz. Ülke yönetimindeki başarı ve ekonomik yönden sahip olduğu şeylerin derecesiyle orantılı olur.
*Zaferin aracı yalnız kılıçtan oluşan bir ulus, bir gün girdiği yerden kovulur, alçaltılır, acınası ve ezik duruma düşer.
*Ulusları yurtlarına bağlamanın, ulusa denge sağlamanın aracı sabandır, saban kılıç gibi değildir. O kullandıkça güçlenir. Kılıç kullanan kol çok geçmeden yorulduğu halde, saban kullanan kol zaman geçtikçe toprağın daha çok sahibi olur.
*Yurttaş olan bir kişinin verginin kalkabileceğine inandırılması ve böyle bir düşünceye itilmesi, devletin yıkılmasını istemek demektir.
*Eğer milletimizin ekseriyeti azimesi (büyük çoğunluğu) çiftçi olmasaydı biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktık.
*Hayatın ve istiklal-i tammın (tam bağımsızlık), iktisadiyatta (iktisadi alanda) hayattan ve istiklal-i tamdan ibaret olduğuna kaniim.
*Herhangi bir mali karar alınırken, göz önüne getirilecek ilk şey, milli faaliyet milli istihsal (üretim), yani verginin bizzat ana menbaı (kaynağı) üzerine yapacağı tesir olmalıdır.
*İktisaden zayıf bir millet fakr-u sefaletten kurtulamaz, kuvvetli bir medeniyete, refah ve saadete kavuşamaz, içtimai ve siyasi felaketlerden yakasını kurtaramaz.
*İktisadi kalkınma için her memlekette yapılan gayretlerin, makul ve iyi düşünülmüş milletlerarası toplu tedbirlerle tamamlanması zaruri olduğunda tamamıyla mutabıkız.
*İktisat hayatının faaliyet ve zindegi (zindelik) ancak vesait-i münakalenin (nakil vasıtalarının), yolların, şömendiferlerin, limanların hali ve derecesiyle mütenasiptir (münasiptir).
*Kılıç ile fütuhat yapanlar, sapanla fütuhat yapanlara mağlup olmağa ve binnetice (sonuçta) terk-i mevki etmeğe mecburdurlar.
*Mukaddes ve azametli hedefler kağıt üzerinde düsturlarla ve kanun maddeleriyle ve sadece hırslarla, arzularla husul bulamaz. Muhakkak tam istiklalini temin edebilmek için yegane hakiki kuvvet, en kuvvetli temel iktisadiyattır.
*Siyasi, askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, iktisadi muzafferiyetler ile tetviç edilmezlerse (taçlandırılmazsa) kazanılan zaferler payidar (kalıcı) olamaz.
*Tüccar, milletin ekmeğini ve üretimini kıymetlendirmek için, eline ve zekasına emniyet edilen ve bu emniyetle liyakat göstermesi gereken adamdır.
*Devlet varidatının inkişafını, yeni vergiler ihdasından (koyulmasında) ziyade devamlı bir programla mevcut vergilerin tarih ve cibayet (tahsil edilme) usullerinin ıslahında aramak lazımdır.
*İstiklaliyetin tamamı ise ancak, istiklali mali ile mümkündür. Bir devletin maliyesi istiklalden mahrum olunca o devletin bütün şuabat-ı hayatiye (hayati kısımlarında) istiklal mefluçtur. Çünkü her uzv-u devlet ancak kuvve-i maliye ile yaşar. İstiklal-i maliyenin mahfuziyeti (korunması) için şart-ı evvel, bütçenin bünye-i iktisadiye (iktisadi yapı) ile mütenasip ve mütevazin (denk) olmasıdır.
*Ekonomik teşkilat, teknik temeller üzerine yerleşerek yükseldikçe yurdun verimi çok daha ziyade olacaktır.