Siirt’in iki önemli markası vardır. Bunlardan biri
(SİİRT FISTIĞI)
ise diğeri de
(PERVARİ BALI)dır.
Maalesef her iki ürünümüzün de taklitleri çoktur. Piyasaya
(Siirt Fıstığı) ve (Pervari Balı)
adı altında sürülen o kadar sahte fıstık ve bal var ki!
Fıstık işinde hileyi genelde Siirt’in dışındaki satıcılar yaparlar. Ama ve maalesef piyasaya kendi üreticilerimiz eliyle sürülen balın yüzde doksanı da sahte! Bunun sebebi aşırı kâr etmek hırsında olan üreticilerdir. Öyle ki,
ARI
adını verdiğimiz mübarek hayvana dahi hem hileyi, hem tembelliği öğrettiler. Kendi tembelliğimiz yetmiyormuş gibi,
Yüce ALLAH’IN
vahyine muhatap olan arıyı hileye ve tembelliğe alıştırdık. Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyrulur:
"Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: 'Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin. Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbinin sana yayılman için belirlediği yolları tut!' Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet çıkar ki onda insanlara şifa vardır. Elbette düşünen kimseler için bunda alacak ibret vardır."
Yüce Rabbimizin arılara talimatı böyle. Arının
“hayvan mı yoksa böcek mi
olduğu"
tartışması devam ede dursun, ben arının
İNSAN
olduğu hükmüne vardım. Çünkü hile ve tembellik huyları sadece insanlarda vardır.
Arıya nasıl bir hile öğrettik diye sorulursa hemen cevabını verelim. Kovanının yanına şeker şerbetini koyuyoruz. Arı da, kilometrelerce yol uçup özünü alacağı çiçek aramak yerine, kovanın yanındaki şeker şerbetini alıyor ve bal olarak işliyor. Piyasada satılan ve üzerinde
“HAKİKİ PERVARİ BALI”
yaftası yapıştırılmış balların çoğu, maalesef şekerli bal!
Sadece arıya mı hileyi ve tembelliği öğrettik. İnsanlarımıza da hileyi ve tembelliği öğretmedik mi! Belli gelir düzeyinin altında olan vatandaşlara
YEŞİL
KARTLAR
dağıtılacak denilerek, vatandaşların çoğunu yalan beyana yöneltmedik mi. Çeşitli adlar altında ve sözüm ona sosyal devletin görevlerini yerine getirelim ayağıyla, milleti tembelliğe alıştırmadık mı.
“Nasıl olsa devlet kömür veriyor. Makarna veriyor. Üç-beş kuruş maaş veriyor. Çalışmaya ne lüzum var!”
düşüncesini vatandaşların zihinlerine sokmadık mı!
Evet insanlarımıza da, arı denilen mübarek hayvanlara da hem tembelliği hem hileyi öğreten, biz, sözde üstün zekâlı insanlarız.
ANEKDOT
Aynı iş yerinde çalışan bir gurbetçi Türk ile bir Alman dost olmuşlar. Bir gün birlikte gezerlerken, çalışanı ortalıkta görülmeyen ve üzerinde (ne içersen bir mark) yazılı bir kafenin önünden geçerlerken ikisi de birer mark çıkarıp bir şeyler içip yola devam etmişler. Bu arada sohbet havası içinde Türk, Alman’a söylenmiş:
-İçeceğimizi alıp, parayı atmasak kim ne bilecekti!
Alman dostu, o günden sonra Türk işçiyle hiç görüşmemeğe ve konuşmamağa başlamış. Türk işçi dayanamayarak küslüğünün sebebini sorunca, (parayı atmasak kim ne bilecekti) sorusundan kaynaklandığını anlayınca:
-Ben o sözü öylesine söylemiştim. Ciddi bir niyetle söylememiştim ki!
diyecek olmuş.
Alman cevap vermiş:
-Ha düşündün, ha yaptın. Ne fark eder. Düşünen, bir gün yapar.