Artık sonuna geldiğimiz mübarek Ramazan ayında İslamiyet hakkında ahkâm kesenlerin haddi hesabı yok!
“Ağzı olan konuşuyor!”
deyiminde olduğu gibi bilen de, bilmeyen de bir şeyler söylüyor, bir şeyler yazıyor. Ne var ki, söylenenler ve yazılanlar çoğu kere zihinleri bulandırmaktan ileri gitmiyor. Ramazan münasebetiyle Teravih Namazı ve İmsak vaktiyle ilgili birçok iddialar ortaya atıldı. Yerleşmiş ve benimsenmiş kurallar hakkında kuşku uyandırıcı açıklamalarda bulunanlar oldu.
Ramazan ayı, genelde zekât ayı olarak ittihaz edilir ya. Şimdi de bazı çevrelerin zekât ile vergiyi özdeşleştirmek istediklerini duyuyoruz. Zihin bulanıklığı yaratmak isteyen bu çevreler
“Zekât, İslami vergidir. Zaten Devlete vergi veriyoruz. Ayrıca zekât vermek gerekmez!”
gibi saçma sapan fikirler öne sürmekteler.
Doğrudur, zekât İslami bir vergi gibi algılanabilir. Ama unutmayalım ki, Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir. Yani din işleriyle devlet işleri birbirinden ayrıdır. Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan ve çalışan Hıristiyanlar, Yahudiler ve hatta Ataistler bile vergilerini öderler. Şimdi, onlar da zekât mı vermiş oluyorlar!
Hem vergi zenginlerden değil, çalışanlardan alınır. Memur, işçi, esnaf zengin olduğu için mi vergi verir, elbette ki hayır. Bu saydığımız sınıfların çoğu belki borçludurlar. Hatta içlerinde zekât almaya ehil olanlar bile bulunmaktadır. Borçlu oldukları halde, mali yıl içinde az bir kazançları olan esnaflar vergi ödüyor. Memurun, işçinin vergileri zaten bordro üzerinden ve peşin kesiliyor. Memur ve işçi gerçekte doyuyor mu ki, vergi versin! Ama devletin yasaları bunu gerektirdiği için vergi ödemek zorunda kalıyorlar. Zekât ise, dinimize göre sadece ve sadece zenginlerin ödemesi gereken bir mali sorumluluktur.
“Allah’ın hakkını Allah’a, Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek gerekir!”
şeklinde söylenmiş meşhur bir deyim vardır.
Burada ALLAH’ın HAKKINDAN AMAÇ “ZEKAT” İSE SEZAR’IN HAKKI DA VERGİDİR. Çünkü Sezar’dan murat devlettir.
Zekâtla, vergiyi birbirine karıştırıp, sebepsiz zihinleri bulandırmayalım.
ALLAH’IN HAKKINI ALLAH’A, SEZAR’IN HAKKINI DA SEZAR’A VERELİM!
ANEKDOT
Nasrettin Hoca Merhum, yıllardan bir yıl zekât vermesi gereken bir durumda olmuş. Şehrin en zenginine giderek, zekâtını ona vermek istemiş.
Zengin adam:
-Hoca, benim servetim, senin 50 katın, 100 katın. Ama bana getirip zekât vermek istemenin bir hikmeti olsa gerek. Sen hele bana o hikmeti söyle de, içimde kalmasın!
deyince, Hoca gülümseyerek cevap vermiş:
-Allah sana verdiğine göre, ben haşa ALLAH’TAN daha iyi mi bileceğim. Bunun için zekâtımı sana vermek istedim…