Ahilik Kültür Haftasına girmişken, istedik ki geçmiş yıllarda, Siirt’te esnaflar arasında anekdot mahiyetinde yaşanmış birkaç olayı gündeme getirerek esnaflarımızın ruhunu şadetmek yanında değerli okuyucularımızı hem gülümsetelim, hem düşündürelim. İşte geçmiş yıllarda Şehrimizde yaşanmış esnaf anekdotlarından bir kaçı:
BORÇ VERMEK İÇİN, BORÇ ALAN ESNAF!
Geçmiş yıllarda Şehrimizin en işlek ve simge çarşılarından olan Helvacılar Çarşısında bir esnaf, genç oğluyla dükkânda oturmuş, müşteri beklerken, komşusu olan bir başka esnaf gelerek:
Hacım, mümkünse bana 1000 lira borç ver!
diyerek, borç talebinde bulunmuş. O yıllarda bankalar öyle yaygın değildi. Hele kredi kartı denilen bir nesne hiç yoktu. Esnaflar, paraya ihtiyaçları olduğu zaman, komşu esnaflardan alır, verirlerdi.
Borç olarak istenilen Bin lira ise, o yıllar için büyük sayılacak bir paraydı. Neredeyse, küçük bir iş yerinin sermayesi kadardı.
Kendisinden borç istenilen esnaf, borç isteyen esnafa:
-Komşu, şu anda yanımda bu kadar para yok. Sen az bir otur, ben eve gideyim. Evde para olacak, sana getireyim!
demiş. Borç isteyen esnaf biraz da utanarak:
-Sen zahmet etmeseydin Hacı Baba, bari çocuğu gönder o getirsin!
diyecek olmuş.
Beriki:
-Çocuk paranın yerini bilmez, ben gider, getiririm!
diye cevap vererek, yola revan olmuş. Az sonra da gelmiş ve BİN lirayı komşusunun eline saymış. Komşusu da:
-Allah razı olsun, zahmet oldu. İnşaallah en kısa zamanda geri öderim
diyerek memnuniyetini ifade etmiş. Borç parayı alan şahıs uzaklaştıktan sonra, oğlu:
-Baba, benim bildiğim kadarıyla evde para falan yoktu!
diyecek olmuş.
Babası cevap vermiş:
-Elbette yoktu. Gittim, bir esnaf dostumdan borç aldım, evden getirmiş gibi yaparak, verdim!
Babasının bu sözleri üzerine, genç oğlu:
-E, babacığım! Borç alıp, borç vereceğine (yoktur) deseydin ya! Gidip yüzsuyu dökerek başkasının minnetini almaya, ne gerek vardı!
Oğlunun bu sözlerine hayli içerleyen Babası nasihat babında şu cevabı verir:
-Bak oğlum, (param yok) diyerek adamcağızı geri gönderebilirdim. Yalan da olmazdı! Ama düşün ki bu adam Allah’a güvenerek bana gelmiş, benden borç para istiyor. Evet, bende para yok ama istediği parayı bulmak, benim için gayet kolay. Allah’a şükür, itibarım var. Nitekim gittim aldım, geldim. Hem, para aldığım şahsa en az 4-5 defa borç vermişliğim var. Yani, yüzsuyu dökmüş sayılmam. Ben de ona borç vermişim, o da bana borç verdi, esnaf işi böyle döner. Yüzsuyu ile değirmen dönmez ya! Allah rızası için döksek ne olur. Ha, şunu da söyleyeyim. Bu komşumuz, bana bin lira değil de onbin lira isteseydi, veremezdim. Çünkü veremediği zaman, beni de batırmış olur. Ama en kötü ihtimalle, borç aldığı bin lirayı vermezse bile, bana dokunmaz. Allah rızası için iyilik yapsan da, gücünü aşmayacaksın. Yüce Allah bile kullarına kaldıramayacakları yükü yüklemez.
REHİN OLARAK İSTENEN BIYIK TELLERİ
Geçmiş yıllarda, Siirtli muteber bir tüccar, kendisi gibi muteber bir tüccarın yanına gitmiş. Önüne çok güzel bir iş imkânı çıktığını ancak, mali yönden sıkışık durumda olduğunu belirterek:
-İstersen ve para verirsen bu işi ortaklaşa yapabiliriz. Bunun için istediğin kimseyi de kefil olarak getirebilirim
demiş.
Diğer Siirtli tüccar, ortak bir iş için para isteyen tüccara:
-Kefile gerek yok. Ancak, rehin olarak bana bıyıklarından üç tel verirsen, istediğin parayı veririm
diye şart koşmuş. Bu teklif, para isteyen tüccarın çok zoruna gitmiş. Talebini reddederek oradan ayrılmış. Bu arada, konuyu başka bir tüccara anlatmış ve karşılaştığı durumdan duyduğu üzüntüyü dile getirmiş.
Durumu anlattığı arkadaşı, kendi kendine “Ben gider ondan para alırım.” Diyerek, birinci tüccarın yanına gitmiş ve para istedikten sonra kendisi teklif etmeden:
-İstersen, bıyıklarımdan üç teli de rehin olarak sana bırakırım!
demiş.
Tüccar gülmüş:
-Biz, her erkeğin bıyığının tellerini rehin kabul etmeyiz. Ancak, erkek gibi erkeğin bıyıklarından üç teli rehin isteriz. Sen değil bıyığından üç teli, bıyıklarınla birlikte sakalını da versen bu teklifim senin için geçerli değildir
diyerek, para vermeden geri göndermiş…
“KERİZLER, DEFTERİ!”
Siirtlinin biri, “
KERİZLER DEFTERİ”
adı altında bir defter tutuyormuş. Tuttuğu deftere kendi kanaatine göre değerlendirmeler yaparak, “
KERİZLERİN”
adlarını yazıyormuş. Bir gün, zengin bir tüccar dostunun yanında otururken, yanlarına gelen bir başka tüccar, iş yeri sahibinden ortaklık için külliyetli miktarda para istemiş. Dostu da, ne kefil, ne senet, ne sepet istemeden, parayı vermiş.
Bunun üzerine,
KERİZLER DEFTERİNİN
sahibi, defterini çıkarmış, Tüccar arkadaşının adını başa yazmış. Arkadaşının “
KERİZLER DEFTERİ”
tuttuğundan haberdar olan Tüccar:
-Hayrola, benim adımı da KERİZLER DEFTERİNE Mİ YAZDIN?
diye, yarı şaka, yarı ciddi sormuş.
-Evet!
Cevabını alınca da:
-Ben bu arkadaşa güveniyorum. Güvendiğim için de teklifini kabul ettim ve para verdim. Yani KERİZ olduğum için değil!
demiş.
Kerizlerin Defterini
tutan Siirtli cevap vermiş:
-
Senetsiz, sepetsiz, güvencesiz verdiğin bunca parayı, geri getirdiği zaman bana haber ver, o zaman, senin adını KERİZLER DEFTERİNDEN siler, onun adını yazarım, merak etme!
Kerizlerin Defterini tutan Siirtlinin asıl anlatmak istediği, dinin de emridir. Biriyle alışveriş veya ortaklık yapılacaksa, borç alınacak, borç verilecekse, mutlaka mahiyetinin yazıya dökülmesi ve şahitler huzurunda yapılması gerekir. Dünyada,
“ölüm”
olduğunu ve
“Ölümün ne zaman geleceğinin bilinmediğini”
unutmamak lâzım.
GERÇEK AMCA KİME DENİLİR!
Şehrimizde, Ermenilerin yaşadıkları yıllarda, Müslüman bir genç, iş yeri açmak için çok zengin olan öz amcasından destek istemiş. Ama amcası, destek olacak yerde, elinden gelse yeğenini bir kaşık suda boğacak meymenetsizin biriymiş. Tabii, isteğini geri çevirmiş ve destek vermemiş…
Müslüman gencin bir de zengin Ermeni bir komşusu varmış. Genç, iyi niyetli gördüğü ve hemen her gün
“SABAH-IL ĞEYR=HAYIRLI SABAHLAR”
diyerek selâmlaştığı Ermeni’nin evine giderek, halini anlatmağa, maddi destek istemeğe karar vermiş. Kararını da uygulamış. Ermeni komşusu, çok yakın bir hüsnü kabul göstermiş. İş kurmak için, ümit ettiğinden çok daha yüklü bir parayı borç olarak vermiş.
Bir gün bu Ermeni’yi, elinde ciğer, evine gitmekteyken gören genç arkasından:
-Amca, Amca!
diye koşmaya başlamış. Zorla ciğeri elinden almış ve:
-Sen zahmet etme, müsaade et, evine ben götüreyim, demiş!
O zamanların
“DABAKLAR”
çarşısında meydana gelen bu durum, gencin, öz amcasının çok gücüne gitmiş. Genç, ciğeri Ermeni’nin evine götürüp, geri döndükten sonra, öz amcası olan şahıs, genci yanına çağırmış. Yanında, çarşının ileri gelenlerinden birkaç kişi de varmış. Yeğenine hiddetle:
-Bunca kişinin ortasında bir Ermeni’nin arkasından “amca, amca!” diye bağırmaya utanmadın mı?
demiş!
Genç, fırsatını bulmuşken, taşı gediğine koyacak bir cevap vermiş:
-Ben anlatayım, yanındaki hacı, hocalar da kim haklı, kim haksız karar versinler, demiş.
Sonra, Amcasının yanında oturmakta olan çarşının ileri gelenlerine anlatmağa başlamış:
-Biliyorsunuz, ben yetim olarak büyüdüm. Yıllarca, Amcamın yanında çırak gibi çalıştım. Üstelik bu amcam, babamın mirasına da konmuştu. Benim gibi çıraklar 5 kuruş alırlarsa, amcam bana 1 kuruş verirdi. Yine ses etmez, sadakatle çalışırdım. Vakti gelince, Kendi iş yerimi kurmak için kendisinden borç sermaye istedim. Beni, kovmaktan beter etti. Borç talep ettiğim bu Ermeni komşumuz ise, istediğim borcun 2-3 katı borç verdi, bana yardımcı oldu. Şimdi söyleyin bakalım, bana amcalık yapan kim. Babamdan kalan hakkımı da gasbeden ve borç istediğim zaman beni kovmaktan beter eden bu sözde Amcam mı, Ermeni bile olsa, insanlık gösterip, bana borç veren mi!!!
PARA ÖYLE “DRİNG” VERİLİR Mİ!
Dinimizde işçilerin alın terleri kurumadan ücretlerinin verilmesi emredilir ama maalesef bunun aksini yapanlar çok! Her toplumda olduğu gibi, Şehrimizde de işçilerin alın terini zamanında ödemeyen ve paralarını verinceye kadar analarından içtikleri sütü burunlarından fitil-fitil getirenler yok değil!
İşte, işçilerin hakkını öremekte böyle katı yürekli bir hemşerimizin dükkânına eskiden Siirtçe lisanımızda
“BENNE”
denilen bir İnşaat Ustası gelmiş, İnşaatını çoktan bitirdiği evinden dolayı alacaklarını isteyerek:
-Mübarek olsun, evinin inşaatını bitireli neredeyse 4-5 ay oldu. Hala işçilik paramı ödemedin. Ben de müşkül durumdayım. Artık bir zahmet alacağımı ödesen!
deyince, dükkanda yanında olan çocuğu babasına:
-Baba, kasanın anahtarını ver! Ustanın parasını ödeyeyim!
diyecek olmuş.
Kendisinden borcu talep edilen iş adamı çocuğuna kızmış görünerek:
-Kasada para mı kaldı. Biraz önce bir başka alacaklı geldi. Parasını verdik! Kasa bomboş!
demiş ve Bina Ustasına:
-Birkaç gün sonra gel!
diyerek yine başından savmış. Alacaklı Dükkandan uzaklaşınca, borç ödemede eli tutuklu iş adamı oğluna çatmış:
-Ulan eşeğin oğlu! Ben kasada paranın bulunduğunu, parayı çıkarıp adama vermeyi bilmiyor muyum ki sen işime karışıyorsun. Her isteyene öyle “DRNG” para verilir mi. Alacağını tahsil için bu adam buraya daha 10-20 defa gelip gitmeden ve bir ayakkabı yıpratmadan parasını ödemek olacak şey mi!
Evet, işte böyle haksızlık yapan esnaflar da olmuyor değil!