Cüneyt Arıtürk

ŞEHRİMİZDEKİ BANKA ŞUBELERİ!

Cüneyt Arıtürk

Şehrimizdeki banka şubelerinin sayılarında bir hayli artış var. Kimileri bu durumu yadırgarken, tefeciliğe kalkan olmaları açısından inanın ki ben seviniyorum. Faiz için

(HARAMDIR)

denilirken, bankaların tümüyle birer

HARAM MÜESSESE

oldukları gerçeği ortaya çıkar. Faiz haram ise azı da haram, çoğu da haramdir. Faizi bir puan düşürmekle, onu haramdan çıkarmış olamazsınız. Ya FAİZ SIFIRLANACAK, YA DA (NAS) bir kenara konulacak. Bugün için, BANKALARIN OLMADIĞI bir ortam düşünülebilir mi! Cebinde banka kartı olmayan kimse var mı! Memursan, işçiysen, emekliysen, iş yerinde kredi kartı kullanıyorsan, kullandırıyorsan, faizden arınmanın mümkünü var mı! (Benim cebimde banka kartı yok) diyebilen varsa, çıksın bakalım ortaya!

Peki, Bankaların olmadığı dönemlerde esnafların işleri nasıl dönerdi, gerçekten merak konusu. Esnafların parasal açıdan sıkıştıkları zamanlar olurdu. O zamanın esnafları gerçek bir dayanışma içindeydiler. Örnek olması açısından Şehrimizde yaşanmış bir anekdotu okuyucularımızla paylaşalım istedik.

Anekdotumuz şu:

Helvacılar Çarşısında bir esnaf, genç oğluyla dükkânda oturmuş, müşteri beklerken, komşusu olan bir başka esnaf gelerek:

-Hacım, mümkünse bana 1000 lira borç ver! diyerek, talepte bulunur. O yıllarda bankalar öyle yaygın değildi. Hele kredi kartı denilen bir nesne hiç yoktu. Esnaflar, paraya ihtiyaçları olduğu zaman, komşu esnaflardan alır, verirlerdi.

Borç olarak istenilen Bin lira ise, o yıllar için büyük sayılacak bir paraydı. Neredeyse, küçük bir iş yerinin sermayesi kadardı.

Kendisinden borç istenilen esnaf, borç isteyen esnafa:

-Komşu, şu anda yanımda bu kadar para yok. Sen az bir otur, ben eve gideyim. Evde para olacak, sana getireyim! der.

Borç isteyen esnaf biraz da utanarak:

-Sen zahmet etmeseydin Hacı Baba, bari çocuğu gönder o getirsin! diyecek olur.

Beriki:

-Çocuk paranın yerini bilmez, ben gider, getiririm! diye cevap vererek, yola revan olur. Az sonra gelir ve BİN lirayı komşusunun eline sayar. Komşusu da:

-Allah razı olsun, zahmet oldu. İnşaallah en kısa zamanda geri öderim diyerek memnuniyetini ifade eder. Borç parayı alan şahıs uzaklaştıktan sonra, oğlu:

-Baba, benim bildiğim kadarıyla evde para falan yoktu! diyecek olur.

Babası cevap verir:

-Elbette yoktu. Gittim, bir esnaf dostumdan borç aldım, evden getirmiş gibi yaparak, verdim!

Babasının bu sözleri üzereni, genç oğlu:

-E, babacığım! Borç alıp, borç vereceğine (yoktur) deseydin ya! Gidip yüzsuyu dökerek başkasının minnetini almaya, ne gerek vardı!

Oğlunun bu sözlerine hayli içerleyen  Babası nasihat babında şu cevabı verir:

-Bak oğlum, (param yok) diyerek adamcağızı geri gönderebilirdim. Yalan da olmazdı! Ama düşün ki bu adam Allah’a güvenerek bana gelmiş, benden borç para istiyor. Evet, bende para yok ama istediği parayı bulmak, benim için gayet kolay. Allah’a şükür, itibarım var.  Nitekim gittim aldım, geldim. Hem, para aldığım şahsa en az 4-5 defa borç vermişliğim var. Yani, yüzsuyu dökmüş sayılmam. Ben de ona borç vermişim, o da bana borç verdi, esnaf işi böyle döner. Yüzsuyu ile değirmen dönmez ya! Allah rızası için döksek ne olur. Ha, şunu da söyleyeyim. Bu komşumuz, bana bin lira değil de onbin lira isteseydi, veremezdim. Çünkü veremediği zaman, beni de batırmış olur. Ama en kötü ihtimalle, borç aldığı bin lirayı vermezse bile, bana dokunmaz. Allah rızası için iyilik yapsan da, gücünü aşmayacaksın. Yüce Allah bile kullarına kaldıramayacakları yükü yüklemez.

Evet, bankaların olmadığı dönemlerde, esnafların işleri böyle yürürdü. Birbirlerine borç verir, borç alırlardı. Karşılıksız borç vermeye İslâm Dininde KARD-I HASENE tabir edilir. Yani ALLAH İÇİN BORÇ VERMEK. Maalesef, bütün güzel hasletlerimiz gibi bu hasletimizi de yitirmiş bulunuyoruz. Bankalara pek bir sözümüz yok amma, esnafları iflaslara sürükleyen tefeciler olmazsa…

KEFEN HIRSIZINA RAHMET!

Mahalli lisanlarımızdan KÜRTÇE ile vurgulanan güzel bir deyim vardır. “RAHMET SER KEFENDİZ!” deriz. Bunun anlamı, “KEFEN HIRSIZINA RAHMET”TİR. Bu deyime sebep olduğu söylenen olayı anlatalım. Çünkü bütün atasözlerinin, deyimlerin mutlaka bir hikâyeleri vardır. İşte

“RAHMET SER KEFENDİZ!”

deyiminin sebebi olan hikâye:

Öyle anlatılır ki, geçmiş yıllarda, işi KEFEN HIRSIZLIĞI olan biri varmış. Adına NEBBEŞ de denilen bu KEFEN HIRSIZI, yeni ölenlerin mezarlarını açar, kefenlerini çalarmış. İşte, bu kefen hırsızı, ölüm döşeğindeyken, oğlunu çağırmış ve vasiyette bulunmuş. Demiş ki:

-Oğlum, ben çok günah işledim. İş olarak sana KEFEN HIRSIZLIĞINI devrediyorum. Çünkü başka ne bir sermayem var, ne bir hünerim. Ancak, bana rahmet okunması için Baban olarak bir vasiyetim olacak. Kefenlerini çaldığın mevtaların kıçlarına bir de kazık çakacaksın ki, millet bu durumu görüp, bana rahmet okusun!

Adam ölmüş, oğlu da vasiyeti gereği, mezarlarını eştiği ve kefenlerini çaldığı mevtaların kıçlarına birer kazık çakmağa başlamış. Bu durumu gören ve eski KEFEN SOYUCUNUN yerini yenisinin aldığını fark eden Şehir halkı da, eski NEBBAŞA gerçekten de rahmet okumağa başlamışlar. Ve “RAHMET SER KEFENDİZ” demeğe başlamışlar. Çünkü eski NEBBAŞ hiç olmazsa, mevtalarının kıçlarına kazık çakmıyormuş. İşte, “KEFEN HIRSIZINA RAHMET” okutulması şeklindeki deyimin vücut bulmasının hikmeti buymuş!

Biz de söylüyoruz ki işte TEFECİLERLE, BANKALAR ARASINDAKİ FARK BU!

Yazarın Diğer Yazıları