Pazar günü 103. yıldönümünü kutlayacağımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı tesadüfi bir gün olarak belirlenmemiştir. 1920 yılının 23 Nisan günü, günlerden
CUMA’ya
denk gelmekteydi. İlk Meclisin açılışının 23 Nisan günü olarak tespitinin esprisi buydu.
22 Nisan 1920'de yapılan çağrı üzerine Millet Meclisi, 23 Nisan 1920 günü toplandı. O gün, günlerden Cuma’ydı ve Meclisin açılışı bilinçli olarak Cuma gününe denk getirilmişti. Çünkü dinimizde Cuma gününün özelliği vardır. Haftanın günleri arasında en mübarek gün olduğuna inanılır.
Mustafa Kemal’in
(ATATÜRK)
kaleme aldığı çağrı yazısı da bu açıdan dikkat çekicidir. Mustafa Kemal’in çağrı yazısını ne derece samimi bir Müslüman olduğunu ve 23 Nisan gününün tesadüfi bir gün olmadığını kanıtlamak açısından okuyucularımızın dikkatlerine sunuyoruz:
1)Allah'ın yardımıyla 23 Nisan Cuma günü, Cuma namazından sonra Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.
2)Vatanın bağımsızlığı, yüksek halifelik ve saltanat makamının kurtarılması gibi çok önemli vazifeleri olan Meclisin açılış gününü, Cumaya tesadüf ettirmekten maksat, o günün kutsallığından faydalanmak ve açılmadan önce sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Camii'nde Cuma namazı kılmak, Kur’an ve namazın nurlarından faydalanmaktır. Namazdan sonra Peygamberimiz (sav)'in sakalı ve sancağı el üstünde olduğu halde Meclis binasına gidilecektir. Camiden buraya kadar olan merasim için Kolordu Komutanlığı'nca özel olarak askeri tertibat alınacaktır.
3)O günün kutsallığını güçlendirmek için bugünden başlayarak valiliklerde, vali beyefendinin düzenlemesiyle hatim indirilecek, muhayiri şerif okunacaktır.
4)Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde aynı biçimde bugünden başlanarak muhari ve hatm-i şerif okutularak Cuma günü ezandan önce selavat verilecek ve hutbede halife padişahımızın adı söylenirken, padişahımızın ve topraklarımızın bir an önce kurtuluşu ve mutluluğa erişmesi için dua edilecektir. Cuma namazı kılındıktan sonra hatim duası yapılarak yüce halifelik ve saltanat makamının ve bütün yurdun kurtulması uğrundaki milli çalışmaların kutsallığı ve milletin her bireyinin kendi temsilcilerinden oluşan Büyük Millet Meclisi'nin vereceği vatan görevlerini yerine getirmesine ilişkin vaazlar verilecektir. Sonunda halife ve padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, mutluluğu ve bağımsızlığı için dua edilecektir.
Bu dini ve vatani törenin arkasından camilerden çıkıldıktan sonra bütün yurtta hükümet konaklarına gelinerek Meclisin açılmasından dolayı kutlama yapılacaktır. Her tarafta Cuma namazından önce Mevlid-i Şerif okunacaktır.
5)Yüce Allah'tan tam başarı dileriz."
Beş maddeden oluşan bu bildirgenin her maddesi Atatürk'ün samimi, dindar kişiliğinin açık birer ifadesidir.
Bildiride vurgulandığı gibi Meclisin açılışı öncesinde Hacı Bayram-ı Veli Camiine gidilmiş ve Cuma namazı kılınmıştı. Hacı Bayram Camii'nde kılınan Cuma Namazından sonra topluca dualarla ve tekbirlerle Meclis binasına geçilmiş, Türkiye tarihinde ilk kez padişah olmaksızın, 23 Nisan 1920, saat 14'de merasimle ve dualarla ilk Meclisin açılışı yapılmıştır. Başkanlığa ilk olarak en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey getirilmişti. İlk Meclis, İstanbul'dan gelen 90'ın üzerindeki mebusa ilave olarak, 125 devlet memuru, 53 asker, 53 din adamı ve çeşitli sayıda tüccar, çiftçi ve hukukçudan oluşan kadrosuyla çalışmalarına başladı. Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920'de Meclis Başkanı seçildikten sonra, meclise teşekkürlerini ifade ederek ilk meclis konuşmasını yaptı.
23 Nisan 1920'de kurulan yeni Meclis, 1 numaralı kararı ile kendi kuruluşunu düzenlemiştir. Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi kararlarına uygun olarak milli iradeye dayanan bir meclisin seçimi yapılmıştır. Kapatılan İstanbul Meclis-i Mebusan'ın bir kısım üyeleri, yeni kurulan Meclis'e katılma yetkisini 1 numaralı karar ile kazandılar.
Meclisin açılışını izleyen gün, Mustafa Kemal'in teklifi ile aşağıdaki esaslar kabul edildi.
1)Mecliste beliren milli iradenin vatanın geleceğine doğrudan doğruya el koymasını kabul etmek temel ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üstünde bir güç yoktur.
2)Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır.
3)Hükümet kurmak gereklidir. Meclisten seçilecek ve vekil olarak görevlendirilecek bir kurul hükümet işlerine bakar. Meclis başkanı bu kurulun da başkanıdır.
4)Geçici bir hükümet başkanı veya padişah vekili tayin edilmesi uygun değildir. Padişah ve halife, baskı ve zordan kurtulduğu zaman, Meclis'in düzenleyeceği kanuni esaslara uygun olan durumunu alır.
23 Nisan 1920'de kurulan Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme, zaman zaman da yargı yetkisini elinde topluyordu. Milletin tek temsilcisi sıfatıyla da kuvvetler birliği sistemini benimsedi. Dönemin şartları gereği bir Meclis Hükümeti sistemi kuruldu. Meclis Başkanı aynı zamanda Hükümet Başkanı idi. Devlet Başkanlığı diye bir makam yoktu. Hükümeti teşkil eden üyeler vekil diye adlandırılıyordu. Meclis olağanüstü yetkilerle donatılmış olduğundan, kuvvet ve yetki birliğini de bu niteliği ile temsil ediyordu.
İstiklal Savaşlarını yöneten meclis olması açısından, bu meclisin büyük önemi vardır. Bu meclis olmasaydı, belki Fransızların, İngilizlerin, İtalyanların ve Yunanlıların mandasında, himayesinde esir bir millet olarak kalacaktık. İşte, bu milletin makus taliini değiştiren meclis 1920 yılının 23 Nisanında kurulan bu meclis olmuştur. Bu bakımdan, bu meclisin daha sonra kurulan bütün meclislerden büyük bir farkı ve önemi vardır! Çünkü bu Meclis hem Kurucu, hem de Kurtarıcı meclistir! Bu Meclis aynı zamanda
GAZİ MECLİSTİR!
Böyle bir Meclisin kuruluş yıldönümünü kutlamayacağız da, neyi kutlayacağız! Kutlamayanlara, unutturmak isteyenlere inat, can-ı yürekten kutlayacağız!
Maalesef, son yıllarda milli olan ne varsa, hedef tahtasına konulmuştur. Özellikle büyük kurtarıcı
ATATÜRK’ÜN
adı unutturulmak istenmektedir. Statlarda, okullarda ve diğer alanlarda
ATATÜRK’LE MÜSEMMA
yerlerin adları değiştirilmektedir.
Ancak, bazı kesimlerin Atatürk’e karşı bu allerjileri, ters tepmekte,
(MUSTAFA KEMAL’İN
ASKERLERİYİZ!)
diye haykıranların sayıları giderek artmaktadır.
Bu ülkenin vatandaşlarına milli bayramlarını, laikliği, ilke ve inkılâplarını unutturmak isteyenler bilsinler ki, asil milletimize Atatürk’ü unutturmalarının imkânı yoktur! Bu taktikleri uygulayanlar, miatları dolunca, unutulup gidecekler amma, 100 yıldan beri unutulmayan
ATATÜRK
, yüz yıl sonra da ve Türkiye Cumhuriyeti yaşadıkça unutulmayacaktır.
23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramını ve
ATATÜRK’Ü
unutturmak isteyenlere inat, bu millet, ne milli bayramlarını ne de Atatürk’ü asla unutmayacaktır.
İlk Meclis-i Mebusanda Siirt’i temsil etmek üzere gönderilmiş 6 mebus (milletvekili) vardı. Bunların hepsi de artık rahmet-i Rahman’a kavuşmuş olan Halil Hulki Aydın, Kadri Oktay, Hacı Mustafa Sabri Baysan, Nuri Bayam, Necmettin Bilgin ve Salih Atalay adlarındaki zatlardı. Bu zatlardan Halil Hulki Aydın Siirt Müftüsü olarak görev yaparken Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na Siirt üyesi olarak seçilmişti. Daha sonra TBMM'ne I. Dönem Siirt milletvekili olarak katılmış II., III., IV., V. ve VI. Dönemde de Siirt Milletvekilliği yapmış, Şer'iye Encümenliği üyeliğinde bulunmuştur. "Şer’iye ve Evkaf Vekâleti ile Erkan-ı Harbiye Vekâleti’nin" kaldırılmasıyla ilgili 429 sayılı kanun teklifi O’nun ve 50 arkadaşının imzasıyla meclis-i mebusana sunulmuş ve kabul edilmiştir.
1.dönem milletvekillerinin 288'i yüksek öğrenim görmüş, 94'ü orta öğrenim mezunu kişilerden oluşmaktaydı. Meslek dağılımı şu şekildeydi: 162 serbest meslek, 133 devlet memuru, 54 asker, 32 din adamı, 30 aşiret reisi, 7 teknik eleman, 16 sağlık görevlisi, 2 Reji görevlisi. Toplam 378 milletvekilinin 162'si bir veya birden fazla yabancı dil biliyordu. Meclis üyeleri zamanla, kişisel ve fikri konumlarına göre, kabaca 3 temel gruba ayrılmıştır.
1-
Kalpaklılar
,
yeni bir devlet ve hükümet kurma düşüncesi içinde olanlar;
2-
Sarıklılar
,
Şeriat hükümlerini idareye hâkim olması düşüncesi içinde olanlar;
3-
Fesliler
,
Osmanlı hukukunun korunması düşüncesi içinde olanlar bu gruplaşmalara verilen tanımlardır.
23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanan Meclis-i mebusan 1 Nisan 1923'te yeni seçim kararı alarak 15 Nisan 1923'te son oturumunu yapmıştır. Yeni Türk devletinin kurucu meclisidir.
Meclisin açılış aşamasında Osmanlı Devleti hala İstanbul'da hüküm sürmekteydi. Meclis, açılış gününde sultan ve halife VI. Mehmet'e bağlılık yemini etmiş ancak uygulamada İstanbul'daki iktidardan tamamen bağımsız olmuş ve 1 Kasım 1922'de aldığı kararla Osmanlı Devleti'ne son vermiştir. Yeni devletin nihai biçimi olan Cumhuriyet, 29 Ekim 1923'te İkinci Meclis tarafından ilan edilmiştir. Bu iki tarih arasında TBMM, yasama, yürütme ve yargı yetkilerini tek elde toplayan bir ihtilal meclisi görünümü sergilemiştir.
4-11 Eylül 1919 tarihlerinde toplanan Sivas Kongresi'nden sonra, Mustafa Kemal yönetimindeki Heyet-i Temsiliye Anadolu'da idareyi fiilen ele almıştı. 30 Eylül'de Osmanlı hükümeti, Heyet-i Temsiliye'nin talebi doğrultusunda, Mebusan Meclisi seçimlerini yapma kararı almıştı. Heyet-i Temsiliye'de Mustafa Kemal Paşa'nın dahil olduğu çoğunluk, meclisin Anadolu'da toplanmasından yana idi. Ancak 28 Kasım 1919'da yapılan toplantıda, Kâzım Karabekir'in ısrarı ve Rauf Orbay'ın desteğiyle meclisin İstanbul'da toplanması kararlaştırıldı. Seçilen mebuslar Anadolu'ya çağrılarak kendilerine Heyet-i Temsiliye'nin görüşleri tebliğ edildi.
Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920'de İstanbul'da toplandı. Ancak 140 küsur mebusun üçte bir kadarı, çeşitli nedenlerle Meclis'e katılmadılar. Büyük çoğunluğu Millî Mücadele taraftarlarından oluşan meclis, Misak-ıMilli beyannamesini kabul etti. Mart ayında ana hatları belli olan Sevr Antlaşması'na karşı kesin bir muhalefet tavrını benimsedi. 16 Mart 1920'de bir İngiliz askeri birliği Meclis'i basarak, Rauf Orbay başta olmak üzere bazı mebusları tutukladı. Bunun üzerine 18 Mart'ta toplanan mebuslar, yasama dokunulmazlığının ortadan kalktığı gerekçesiyle meclisi süresiz tatil etme ve Ankara'da toplanma kararı verdi.
İstanbul meclisinin tüm üyeleri otomatik olarak Ankara'daki meclise katılma hakkına sahipti. Bunlardan Ankara'ya gelmek istemeyen birkaçı istifa etmiş sayıldı. Sonuçta (gecikenlerle birlikte) Mebusan Meclisi üyelerinden 92'si yeni meclise katıldı. 19 Mart 1920'de Mustafa Kemal Paşa vilayetlere, müstakil livalara ve kolordu kumandanlarına gönderdiği bir tebliğ ile her livadan Meclis'e beş temsilci seçilmesini istedi. Seçim liva merkezi ve kazalardaki ikinci seçmenler, vilayet idare meclisleri, belediye meclisleri ve Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti yönetim kurulu üyelerinden oluşan bir heyet tarafından yapılacaktı. Vakit darlığından ötürü birinci seçmenlere müracaat edilmedi. Uygulamada, tüm livalarda Müdafaa-yı Hukuk cemiyetlerinin önerdiği veya kabul ettiği adaylar seçildi. İstanbul Meclisi üyeleriyle birlikte 66 seçim bölgesinden toplam 337 temsilci Meclis'e katıldı. Bu sayıya, 1922'de Malta Sürgünü dönüşü Meclis'e katılan 14 kişi dahildir.
Meclisin adı ilk önce
Millet Meclisi
iken, İstanbul Meclisi üyelerine ek olarak seçilen temsilciler nedeniyle ("genişletilmiş meclis" anlamında)
Büyük Millet Meclisi
adı benimsendi. 1921'de Türkiye sözcüğü eklenerek
Türkiye Büyük Millet Meclisi
adı resmileştirildi.
TBMM 1. dönemin özellikleri arasında olağanüstü şartlarda faaliyete geçmiş olması, ihtilal meclisi olması, kuvvetler birliği esasına dayanması
(yasama, yürütme ve yargıyı şahsında toplaması),
bakanları ayrı ayrı ataması ve azletmesi en başta sayılabilir. Meclis Başkanı
(
Mustafa Kemal Paşa
)
aynı zamanda yürütmenin başıdır.
Üstlendiği misyonun yanı sıra, 1. Dönem meclisi, demokratik ve parlamenter hasletlerinin derinliği ile de dikkat çekmektedir. Öncesinde 2 ayrı tarih kesitinde Meşrutiyete dayalı parlamenter sistem tecrübesi olduğu, hatta Tanzimat'tan itibaren Danışma Meclisi tarzı yapılanmaların Osmanlı devlet kültürüne girdiği dikkate alınırsa, 1920'lerde Türk insanının meclis yolu ile yönetme ve yönetilme birikiminin mevcut olduğu da burada belirtilmelidir.
Evet, 23 Nisan günü Kuruluş yıldönümünü kutlayacağımız TBMM’nin kuruluşun kısa serencamı işte budur. Büyük milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 103. Yıldönümü kutlu ve mutlu olsun…