Ayhan Mergen

YILLAR SONRA ÇEMİKARE YAYLASI

Ayhan Mergen

Çemikare Yaylası, Siirt’te koyun denilince akla gelen ilk yer.. Bir zamanlar ilkbahar mevsiminin ortalarından neredeyse sonbaharın son günlerine kadar on binlerce göçer vatandaşımıza ve sayıları bir milyonu bulan koyunlara ev sahipliği yapan bir yayla.

Bin bir çeşit otu ve pınar gibi suyuyla koyunları beslerken, aslında onların süt verimini arttırarak peynir ve tereyağı ile et ihtiyacımızı karşılayan, hep kendinden veren, cömert bir yayla.

Hepimizin bildiği olaylar nedeniyle bu yayla yıllar boyu atıl durumda kaldı.. Ne kimseyi ağırlayabildi ne de koyunlara otlarını sunabildi.. Şimdi yeni-yeni insanlara ve hayvanlara ev sahipliği yapmaya, eskisi kadar olmasa da tekrar canlanmaya başladı.

Pervari’de bal üretimi konusunda kurulan kooperatif, burayı organik bal konusunda kendisine mekan olarak seçmiş.. Sepet kara kovanlarını bu yaylada besliyorlar.. Umarım yakın bir tarihte bu arıların yanına gelen koyun sürülerini görür, koyun ve kuzu melemeleriyle arıların vızıldamalarını işitiriz.

Bugüne kadar bu yaylaya birkaç defa gittim.. Ancak biri hariç diğerlerinde yaylayı baştan başa dolaşmadım.. 2000’li yılların başlarında dönemin Valisi sayın Nuri Okutan’la birlikte bu yayladan geçmiştik.. Bir de geçtiğimiz hafta sonu şimdiki valimiz sayın Osman Hacıbektaşoğlu ile.

Vali Hacıbektaşoğlu, organik kara kovan bal sağım törenine katıldı ve ardından başta Doğan Köyü olmak üzere bu civardaki Yapraktepe ve Geçittepe Köylerini ziyaret etti.. Sabah erken saatlerde başlayan incelemeler ve vatandaşlarla iletişim çalışmaları yatsı ezanı okunduğunda varılan Pervari  ilçe merkezinde sona erdi.. Bu kadar yıldır valilerimizi takip ediyorum, bu kadar uzun süreli gezi çok nadir gerçekleşti.

Oldukça geniş olan bu yayladan geçerken, Valilik Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Şükrü Uras’ın yaylanın geçmiş dönemine ilişkin olarak anlattıkları bana bir masal gibi geliyor ve gözlerimi kapatarak sözcüklerle işittiklerimi bilinçaltımda bir resme dönüştürmeye çalışıyordum.

“Şu alan şu göçer kolunun, bu alanda şu göçer boyunun, şu dere gürül gürül akardı, şu Herekol dağı, şu kör kandil dağı” bu ve benzeri söylemlerin her biri bilinçaltımda bir tabloya dönüşüyordu.. Kıl çadırlarda yaşamı, süt sağan bacılarımızı,  yayıklardaki ayranı tereyağına dönüştüremeye çalışan kızlarımızı, yeni doğmuş kuzularla oynaşan bebekleri, koyunları otlatmaya götüren genç çocukları, kısacası canlı ve bir o kadar da verimli hayatı hayal ediyordum.

Bu arada bilgilendirmeleri için de Sayın Uras’a teşekkürler…

Yazarın Diğer Yazıları