Siirt Arapçasında mevsimlerle ilgili olarak “ Is seyf uve ebul fakir” diye bir deyim vardır.. Türkçesi yaz mevsimi fakirin babasıdır.. Çünkü bu mevsimde yaşam daha kolay daha doğrusu daha ucuzdur.. Hava sıcak olduğu için ısınma problemi yok.. Dolayısıyla odun, kömür temin etme ve bunların parasını denkleştirme, depolama, istifleme diye bir dertte yok.. Aynı şekilde kalın ve daha pahalı paltolar, elbiseler ve botlara da ihtiyaç yok.. Bir pantolon, bir gömlek bütün yaza yeter.. Yıka ondan dakika sonra da giy.
Yaz mevsiminde sebze ve meyveler çok daha ucuz.. Geçtiğimiz yaz mevsimini bunun dışında tutmak şartıyla.. Bir iki kilo domates, biber, patlıcan ve salatalıkla karın doyurulur.
Kış mevsimi bu durumun tam tersi.. Yakacak ve giysi derdinin yanı sıra, her türlü gıda da daha pahalı.. Kısacası yaz fakirin babası ise kış sanki düşmanı gibi duruyor.
İşte bu mevsimde bizlere önemli bir görev düşüyor.. O da bu zorlu düşmanla savaşan yoksul insanlara yardım elini uzatmak.. Bizler kaloriferli evlerimizde, oturup televizyon izlerken derme çatma evlerde soğuktan tir-tir titreyen insanları düşünelim.. Kısa bir zaman dilimi için dahi olsa o evlerde yaşadığımızı hayal edelim.
Bizler, tabiri caizse kuş sütü eksik olan çeşit-çeşit yemeklerin yer aldığı sofraların başına kurulurken, kuru ekmeği zor bulan insanları düşünelim.. Bir an için de olsa kendimizi onların yerine koyalım.
Bizler, çocuklarımızı kalın giysiler içerisinde ayaklarında kaliteli botları ve hatta arabalarla okula götürürken, bir kat elbiseyi zor bulabilen, yırtık ayakkabıları ile okula giden minik öğrencileri düşünelim.. Çocuklarımızı, torunlarımı onların yerinde düşünelim.
Sanırım bunları yaparsak yani hayal aleminde bile olsa kendimizi bu insanların yerine koyarsak çok şeyler değişir.. Onlara yardım etmeden sıcak evlerimizde oturamayız, o lezzetli yemekleri yerken zorlanırız.. Çocuklarımızı, torunlarımızı okula gönderirken bir burukluk yaşar gözlerimiz nemlenir.. Kalbimiz hüzünlenir.
O halde özetleyelim; zaman yardımlaşma zamanı, yoksullara el atma zamanı.