Siirt’te sorunlara bakış açısı bir ilkbahar yağmuruna benziyor. Bir anda soruna eğiliyoruz ve bu duruma göre bir iki hafta devam ediyor. Bu kısa süre içerisinde bir yol alabilmişsek, aldık. Yoksa o sorun diğer bütün sorunlar gibi sumen altında saklanır. Taa ki onunla tekrar ilgilenilinceye kadar.
Buna güzel örneklerden bir tanesi de Ulu Camii çevre düzenlemesi. Anadolu Selçuklu mimarisinin özgün bütün unsurlarını bağrında barındıran ve kesin yapım tarihi bilinmeyen bu camimizin günümüzden yaklaşık 900 yıl önce onarıldığını biliyoruz.
Yani nereden bakarsanız bakın en azından 1200-1300 yıllık bir yapı. Üstelik bilim insanlarının söylemine göre bu cami Anadolu Selçuklu mimarisinin eseri olarak günümüze kadar gelebilen birkaç nadir eserden biridir. Özellikle kendine özgü çizgileri ile tuğladan yapılma minaresi ve turkuaz renkli çinileri ile görenleri hayran bıraktırıyor.
Ancak günümüzde bu cami yapıların arasına sıkışmış ve son 80-90 yılda çevresinin zeminin yükselmesi nedeniyle bir çukurda kalmış gibi. Çevresinin dar olması nedeniyle bütün ihtişamını seyretmek ve bir fotoğrafını bile çekmek mümkün olmuyor.
Bu sorun son 20 yılda defalarca ele alındı. Siyasetçiler, bürokratlar defalarca teknik elemanlarla birlikte cami çevresinde incelemeler yaptılar, demeçler verdiler ve yapacağız edeceğiz dediler.
Çevresindeki evler, her birkaç yılda bir, birer ikişer şeklinde satın alındı ve yıktırılarak caminin nispeten de olsa çevresinin açılması sağlandı. Ancak buradaki sorun halen çözülebilmiş değil.
Daha kamulaştırılması gereken birkaç tane ev var. Bunlarında kamulaştırılması bunun şimdilik mümkün olmaması halinde sözü edilen kentsel dönüşümde bu hususun da unutulmaması gerekiyor.
Umarım bundan sonra bu caminin çevresi bahar yağmuru şeklinde ele alınmaz ve bütün sorun ele alınır ve bir defada çözülür.