Sanırım asırlardan beri insanoğlu hep eskiyi özlemle arar ve; “ Ah nerede o eski günler” diye de iç geçirir.. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde yaşantımızdaki başdöndürücü hızlı değişimi göz önünde bulundurduğumuzda, bunu söylemeye en fazla bizim hakkımızın olduğunu düşünüyorum.
Nasıl olmasın ki? İyi ve kötü yönleri olsa da 40-50 önceki yaşantımızdan bir eser kalmadı.. Yaşantımız adeta silbaştan yeniden yazıldı.. Eski hayatımızın çok önemli bir bölümü tam anlamıyla mazide kaldı.
Örnek mi istiyorsunuz, işte dam sefası.. Çok sıcak geçen uzun yaz günlerinin ardından gecenin serinliğinde damda geçirdiğimiz o bir kaç saatin verdiği hazzı bugün nerede bulabiliyoruz?
Dama çıkma hazırlıkları öğle saatlerinden itibaren başlardı.. Toprak testiler veya çinko ya da bakır güğümler su ile doldurulduktan sonra, ağzı bir bezle sıkı bir şekilde kapatılarak evdeki ya da komşu evindeki kuyuya daldırılırdı.. Aynı şekilde akşama kesilecek karpuz da bez bir torbanın içinde kuyuya sarkıtılır, akşam saatlerine kadar orada bırakılıp soğumaları sağlanırdı.
İkinci bir hazırlıkta havanın ısısının nispeten düştüğü akşama yakın bir zamanda yapılırdı.. Evin genç kızı veya gelini dama çıkardı ve önce bir güzel süpürürdü.. Ardından gün boyu yakıcı güneşin altında ısınan damın duvar ve zeminin serinlemesi için de bol suyla tıkanırdı.. Yıkanan zeminler kuruduktan sonra çoğunlukla eski elbiselerin kumaşından el yapımı dokuma ile dokunan ince kilimler serilirdi.
Bu konuyu ele almaya yarınki yazılımız da devam edeceğiz.