Siirtliler olarak yaşadığımız sorunları biraz da dramatize ederek anlatmada üstümüze yoktur.
O işi çoğumuz çok iyi bir şekilde başarıyor.
Bazılarımız, bir açtılar mı ağızlarını usta bir hatip, bir televizyon yorumcusu gibi sabaha kadar durup dinlenmeden konuşurlar.
Söylediklerini kendi kendinize yorumlarsınız ve haklı olduğunu görürsünüz.
İş, sorunların çözümü noktasına geldiğinde, şapka uçuyor, kel görünüyor.
Sorunların birçoğu benim, sizin ve o konuşan kişilerin çok ufak çabaları ile çözüme kavuşturulacak cinsten. Ama geçmişe ufak bir yolculuk yaptığınızda o sorunların çözümü konusunda hiç kimsenin kılını kıpırdatmadığını üzülerek görürsünüz .
Çözüm konusundaki çabaları genelde hep devletten ve başkalarından beklemişiz.
Hatayı burada yapıyoruz.
Zannediyoruz ki, yaşadığımız sorunları uluorta, yerli yersiz her yerde dile getirerek çözümlerini sağlayacağız.
Oysa, gerçek çözüm önce bizlerin üzerimize düşen görevi yerine getirmesiyle başlar.
Yani, önce bizler çözüm konusunda üzerimize düşen görevleri yerine getirmeye çalışacağız. Ardından başta devlet olmak üzere, diğer unsurların görevlerini yerine getirmelerini bekleyeceğiz.
Bu işin yolu bu.
Önce bizler çözüm için çaba gösterdiğimizde başkalarının da çözüm konusunda üzerlerine düşen görevleri yerine getirdiklerini göreceğiz.
Haydi, önce bizler; “Bismillah “deyip başlayalım.Gerisi çok rahat bir şekilde gelir.