Bu başlığı okuyanların önemli bir bölümünün bu iki konunun birbirleri ile ne alakaları var diye söyleneceklerini tahmin edebiliyorum ve bir ölçüde haklılar. Ama izin verirlerse aralarındaki bağlantıyı anlatayım, ama onun öncesinde de Nasrettin Hocanın Akşehir'deki Türbesini anlatayım. Nasrettin Hoca kolonlar üzerine oturtulmuş şadırvana benzeyen bir tabliyenin altında yatıyor. Kolonların arası açık, ancak iki kolon arasında bir kapı konmuş ve bu kapı da kocaman bir kilitle kapatılmış. Anlayacağınız hiçbir işlevi olmayan bir kapı ve tam bir mizah ürünü.
Bir de sokak düğünlerini ele alalım. 10-15 yıl öncesine kadar Siirt’te bütün düğünler ya sokaklarda ya da evlerin dam veya avlularında gerçekleştiriliyordu. Yani açık havada yapılıyordu. Gürültü oluyor, komşular hatta bütün mahalle rahatsız oluyor diye buna yasaklama getirildi ve artık günümüzde bütün düğünler düğün salonlarında gerçekleştiriliyor. Böylelikle konu komşu rahatsız olmuyor. Bu doğru. Ancak, bu konuyu Nasrettin Hocanın türbesine benzeten, yani bu kaygıyı işlevsiz kılan bir uygulama var. O da düğün konvoylarıdır.
Düğün çok az kişinin rahatsız olduğu bir şekilde bir düğün salonunda gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla düğün sahipleri komşuları ve mahallelileri rahatsız etmemiş oluyor. Ama oluşturulan düğün konvoyları ile neredeyse şehrin yarısı rahatsız ediliyor. Hem de düğünün bittiği saatlerde, yani geç saatlerde. Birçok düğün konvoyu gece yarısından sonra oluşturuluyor. O saatte, insanların hastası var, bebeği var, yaşlısı ve uyuyanı var diye hiç düşünülmüyor. Kimsenin bu kadar kalabalık bir kitleyi, onlarca aracın klakson çalmasını sağlayarak, rahatsız etmeye hakkı yok.
Bu konuda elbette kurallar konulmalı. Örneğin, gece belirli bir saatten sonra konvoy oluşturulmasına yasaklama getirilsin. Konulan bu kurala yönelik olarak uyarılar ve denetimler yapılmalı ve bu konuda geniş bir yasal mevzuatımız var. Bu mevzuata uyulmalıdır.
Ancak bunlardan önce bu denetimleri kendi vicdanımızda yapmalıyız. En sevinçli günümüzde bile başkalarını rahatsız etmeye hakkımızın olup olmadığını sorgulamalıyız. Unutmayalım ki, en iyi denetim mekanizması vicdanımızdır.