Hasret; Duymak, görmek ve kavuşmak istediğimiz şeyleri vurgulamak istediğimizde kullandığımız duygu yüklü bir kelime…
İnsan memleket hasreti, evlat hasreti yaşar.. Bir eve sahip olmayı, bir işe yerleşebilmeyi hasretle bekler.. Anlayacağınız insanoğlu zaman-zaman çok şeyleri hasretle bekler.
Bu hasret memleketinin gelişimi ile ilgili de oluyor.. Örneğin hepimizin Siirt’le ilgili hasretleri var;
Siirt’in sanayileşmesini,
İşsizliğin bu derece ürkütücü boyutlardan daha kabul edilebilir oranlara varmasını,
Eğitim ve sağlık hizmetlerinin kalitesinin artmasını,
Ulaşımda bir türlü tamamlanamayan ve adeta yılan hikâyesine dönen projelerin bir an önce bitirilmesini,
Yapılacak ağaçlandırma çalışmaları ile Siirt’in daha yeşil bir görünüm kazanması,
Kısacası kent olarak yaşadığımız bütün sorunların bir an önce sona ermesinin hasretini yaşıyoruz.
Bunların hepsi makul ve mantıklı hasretler…
Benim bu hasretlere ek olarak küçücük bir hasretim daha var..
O da toplantı, tören ve benzeri etkinliklerin belirtilen saatlerde başlamasıdır..25 yılı aşkın bir zamandan su yana Siirt’te binlerce etkinlik ve açılış takip ettim.. İnanır mısınız, en iyimser tahminle ancak bunlardan yüzde 5’i zamanında başlar ve bitirilir.
Geri kalanların hepsi onlarca dakikadan bir saate kadar varan gecikmelerle başlar.. Onlarca, hatta yüzlerce kişi ya güneş altında bir alanda ya da pandemiye rağmen bir salonda dakikalarca törenin başlamasını bekler.. Kiminin başka bir yerde randevusu var, kiminin işi aksar.. Kimsenin umurunda değil ve çoğu zaman gecikmenin nedeni eften püften kabul edilemeyecek türden şeylerdir.
Bu durum her şeyden önce nezakete aykırı bir durum.. Hatta biraz daha derine inersek insan haklarına da aykırı.
Bilemiyorum; bu masum hasretimi nasıl karşıladınız?