Ayhan Mergen

SİİRT'TE DOKUMACILIK (2)

Ayhan Mergen

Siirt’e özgü el dokumacılığını ele almaya devam ediyoruz.

Geçmiş yıllarda hac ibadeti için Suudi Arabistan’a giden her Siirtli, beraberinde mutlaka bir ya da iki battaniye ve seccade götürür ve bunları yatak yorgan olarak kullanırdı.

Memlekete dönüşte de bunları ya bir fakire verir veya bir başka ülkeden gelen hacıya hediyeleşmek suretiyle verirdi.

Battaniye dokumacıları bu kayboluşu durdurmak amacıyla kendi ayaklarına baltayı vurdular ve sentetik ipliğe yöneldiler. Bu davranış kayboluşuna hızını azaltacağına arttırdı.

30-40 yıl öncesine kadar 300’ün üzerinde tezgah bulunuyordu. İplik eğirenler ve bu işlerin ticaretiyle uğraşanlar da hesaplandığında 500 civarında aile geçimini bu dokumacılıktan sağlıyordu.

Tahmin ediyorum böyle giderse 15-20 yıla kalmaz bu dokuma türünden söz etmek mümkün olmayacaktır.

Battaniyecilik denildiğinde 1930 yılında dokunan ve üzerinde  asker silüeti ile “Yaşa Gazi Siirt Hatırası 1930” yazıları dokunmuş olan battaniyeyi unutmamak gerekiyor. Bu battaniye halen Ankara Çankaya’da Gazi Köşkünde Atatürk’ün yatak odasında sergileniyor.

Geriye kala kala bir tek şal şepik kumaşı kalıyor. Mezopotamya’nın en eski bu kumaş dokuması da iplik kalınlığında eğrilmiş tiftik iplikleri ile yine el tezgahlarında dokunuyor.

Çok zahmetli, uzun süre ve sabır gerektiren bir dokuma türü. Tam 17 ayrı işlemden sonra kumaş dikime hazır hale geliyor. Ama bunun karşılığını da veriyor. Bu kumaştan dikilen bir ceket rahatlıkla 25 yıl kadar kullanılabiliyor.

Bu kumaşın birçok özelliği var. Yazın serin, kışın ise sıcak tutuyor. Zararlı güneş ve radyasyondan koruyor. Giyen insanları akrep sokmuyor. Bu kumaş ceket folklor kıyafeti ve banyo kesesi yapımında kullanılıyor.

Bu kumaş söz konusu olduğunda her türlü zorluk ve zahmete, hatta zaman zaman yalnız bırakılmaya katlanarak unutulduğu halde tekrar gün yüzüne çıkaran Eruh Halk Eğitim Merkezi Müdürü  Seyfettin Çelik hocayı takdir ve tebrik etmemek kadirşinassızlık olur.

Yazarın Diğer Yazıları