Orhan Veli ünlü şiirinde “ çekmedi, hiç bir şeyden nasırından çektiği kadar diyor.
Sanırım Siirt’te hiç bir şeyden çekmedi bozuk restorasyonlardan çektiği kadar.
Restorasyon adı altında yapılan çalışmalar çoğu zaman aslından çok uzak olduğu gibi, adeta birer hilkat garibesine benziyorlar.
Örnekler çok. Ama çarpıcı birkaç örnek vereyim.
1960 lı yıllarda yapılan iki çalışma, ikisi de adeta tarih ve kültür katliamı.
Bunlardan ilki ışık hadisesinin de gerçekleştiği İsmail Fakirullah ve İbrahim Hakkı Hz türbesi cas iken restorasyon da kesme taştan yapıldı. İtinalı yapılmadığı için de bilindiği üzere uzun yıllar da bu hadise gerçekleşmedi.
İkinci facia Siirt Ulu Cami de yapıldı. Kesin yapım tarihi bilinmeyen ancak 1175 yılında onarıldığı bilinen bu camide iç duvarlar beton sıva ile kaplandı.
Bu durum ancak 2013 yılında yapılan restorasyon da daha önce bir yazında belirttiğim gibi benim girişimimle düzeltilebildi ve bugünkü orijinal hale getirilebildi.
Yakın zamandan da birkaç örnek verelim. Babudarp Camiinde kanal suyunun doldurduğu tarihi havuz yıkıldı. Bina da çok değişiklik yapıldı.
Cumhuriyet Camii de aynı akıbete uğradı. Daha avlusunda revak yokken revaklar yapıldı. Camiyi daha önce görenler yeni haline çok üzülüyorlar. Bire bir aynısı olması gerektiğini bir kenara bırakın birbirlerine bile benzetemiyorlar. O kadar değişik bir cami ortaya çıkmış.
Şeyh Muhammed El Münkedir Cami ve türbesi de bu kıyımdan kendisini kurtaramadı. Tarihi camide alüminyum doğrama ve nikelajlı tırabzan kullanıldı.
Şeyh Maruf Camisinin durumu ise apayrı bir yazı konusu olabilir.
Tillo'daki taş işlemeli kapı çerçevesine sahip olan dev konakta da restorasyon yanlışlıkları yapıldı.