Pandemi konusunda ne kadar samimiyiz? Hiç kendimizi sorguladık mı? Çoğumuz bu soruya ilk etapta “elbette samimiyiz” diye cevap verecektir.
Ama bana göre hiç de samimi değiliz.. Neden derseniz? Birkaç örnek vereyim.
Samimi olalım ve düşünelim.
Bu bir yıllık süre içerisinde hepimiz en bir ya da iki defa nişan ve benzeri etkinliklere katılmadık mı?
Yine bu süre içerisinde kaçımız bir ya da birkaç defa taziyelere gitmedik?
Pozitif vakalar oldukça artmasına rağmen, kaçımız alışveriş yapmak üzere girdiğimiz marketin kalabalık olduğunu görüp çıktık?
Ya da bindiğimiz asansörün alt katlarda aşırı bir şekilde dolmasını protesto etmek amacıyla çıktık.
Bireysel olarak bu davranışları sergilerken özel firmalar, sivil toplum örgütleri ve hatta kamu kurumlarının bireylerden geri kalır yanları yok.
Biz, önlemler konusunda samimi olmadığımız için yapılan uyarılar yeteri kadar karşılık bulmuyor ve bu virüs aramızda rahat-rahat gezebiliyor; hasta ediyor ve sevdiklerimizi bizden ayırabiliyor.
Burada birkaç anekdot aklıma geliyor.. Bunlardan birini kısaca özetlemeye çalışayım.
Hani bir anne çok hurma yiyor diye çocuğunu büyük evliya Eba Beyazıd’ı Bestami’ye götürüyor.. Büyük zat; “ Git ve kırk gün sonra getir” diyor.. Zaman tamamlandığında anne çocuğunu alıp geliyor. O büyük insan çocuğun başını okşayarak bir daha fazla hurma yeme diyor.. Çocuk o günden itibaren denileni yapıyor.. Her iki görüşmeye şahit olanlar 40 günlük süreyi merak edip sorduklarında Eba Beyazıd’ı Bestami; “Bana ilk geldiklerinde yeni hurma yemiştim.. Hurma daha benim vücudumda iken, ona vereceğim nasihat bir işe yaramazdı.. O günden sonra 40 gün boyunca hurma yemedim. .Ondan sonra yeme diyebildim” diyor.
İşin özeti bu.. Hepimiz bu konuda samimi olur ve uyarıları tam anlamıyla uygularsak bu virüs def olur gider.. Ama bizim yaptığımız ele verir talkını, kendi yutar salkımı hikâyesi.