İnsanoğlu olarak her zaman ve her yerde samimi olmamız gerekirken, çoğu zaman olamıyoruz. Dinimizin de emrettiği şekilde bir fitne-fesadı, bir kavgayı önlemek amacıyla değişik şekillerde davranırsak bir dereceye kadar anlarım ama, biz bunun ötesinde davranıyoruz.
Zorunluluğumuz olmadığı halde kişilere söz verir ama, sözümüzde durmayız. Görünürde işlerinde yardımcı oluyoruz gibi gözükürüz ama, hemen akabinde o işi baltalarız. Sohbetlerde söylediklerimizin tam aksine bir davranış sergileriz.
İsterseniz bunları örneklerle açıklamaya çalışalım.
Geçen bir kurumumuzun tepe noktasındaki yöneticisi ile sohbet ediyoruz. İşadamı bir hemşerimizden söz etti. Bu hemşerimiz kendisi için randevu istediği halde görüşmeye beraberinde bir başka kişiyi götürmüş ve bu yöneticiden beraberinde getirdiği kişinin bir yakının kurumunda açık bulunan bir kadroya atanması için destek istemiş. Öve-öve göklere çıkardığı bu kişi için her halükarda kefil olduğunu da belirtmiş ve ısrarla atanması konusunda da yöneticinin söz vermesini istemiş.
Yöneticimiz bu konunun belirli prosedürleri olduğunu ve bu prosedürler doğrultusunda işlem yapacaklarından dolayı inisiyatif kullanamayacağını kırmadan kibar bir dille ifade etmiş. Aracı olan kişi biraz buruk tavır da takınmış. Peki, ardından ne olmuş biliyor musunuz? Aracı olan o hemşerimiz kısa bir süre sonra yöneticimizi aramış ve söz vermediği için teşekkür ederek, kesinlikle o kişiye kefil olmasının söz konusu olamayacağını belirtmiş.
Bir başka örnek, çoğumuz esnafı zor durumda bıraktıkları ve hatta trafiği alt-üst ettikleri için marketlerden şikayetçiyiz. Bakkal amca gıda maddesi ve temizlik maddelerinin satılmasından rahatsız, mobilyacı dolap ve benzeri ürünlerin, kozmetikçiler parfümeri, elektrikçiler ampul ve benzeri ürünlerinin satılmasını istemiyor. Peki, hangi bakkal, hangi mobilyacı, hangi elektrikçi bu listeyi uzatabiliriz ama, kısacası hangi esnafımız bu marketlerden alışveriş yapmıyor?
Siyasetçilerin bürokratların ardından atıp tutar, elle tutulur bir yerlerini bırakmayız. Ama karşılarında el pençe durur, iki büklüm eğiliriz.
Memleket sevgisi söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmayız ama, başta göç etmek dahil, ona her türlü kötülüğü yine bizler yaparız. İşadamıysak yatırım yapmayız. Kamu görevlisiysek görevimizi layıkıyla yerine getirmeyerek bir başka şekilde ihanet ederiz.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Özetle her şeyde; hem birbirimize, hem vazifemize, hem de memleketimize karşı samimi olmak zorundayız.