Özellikle kalburüstü ve yetkili insanlarımızın memleket sevdalarına çarpıcı bir örnek oluşturan anımı anlatmaya devam ediyoruz.
Elimde metni içeren kâğıtlar ziyaretlere başladım. Bir dönem parlamenter olarak görev ve yeniden seçilebilmek için yoğun çaba harcayan hukukçu bir büyüğümüze gittim.
Durumu kısaca özetledim ve bir metin bıraktım. Kendisi telgrafı göndereceğini söyledi. Bende teşekkür edip ayrıldım.
Birkaç dükkân ileride bir sivil toplum kuruluşunun başkanının iş yeri vardı. Ona da durumu anlattım ve destek olmasını rica ettim.
İçten bir şekilde bu konuda destek vereceğini söyledi. Ancak bir önce ziyaret ettiğim eski parlamenterimizin cevabını merak etti. Bende olur dediğini ve telgrafı göndereceğini belirttiğini söyledim.
Başını olumsuz bir şekilde iki yana salladı ve kesinlikle göndermeyeceğini, memleketi 5 liraya kıyamayacağını söyledi.
Bunu bir şekilde öğrenip öğrenmeyeceğimi sordu. Aklıma pratik bir çözüm geldi. Gönderilen her telgraf için bir alındı makbuzu veriliyor. Bu makbuzları topluyoruz bahanesiyle bunu öğrenebiliriz.
Nitekim öyle yaptık. Ertesi gün bunları söyleyen hemşerimizin alındı makbuzunu alıp eski parlamenter hukukçu hemşerimize gittim.
Kendisine makbuzları topladığımızı söyledim ve gönderdiği telgrafını istedim. Henüz göndermediğini söyledi. Ertesi gün gelmemi istedi. Değişen bir şey olmadı.
Üçüncü günün sonunda baklayı ağzından çıkardı ve telgrafı göndermeyeceğini belirtti.
Yani yılların hukukçusu eski parlamenter memleketi için 5 liraya, o günkü alım gücü ile 8-10 ekmek parasına kıyamamıştı.
İşte bizim bazı hemşerilerimizin memleket sevdası bu. Ancak işin üzücü tarafı da bu düşüncedeki kişilerin, ellerinde yetki olan, toplum önderi konumunda bulunan, bürokrasi ve ekonomik alanlarda önemli bir yere sahip insanlar olmalarıdır.
Sade vatandaşların sevgisi samimi ve okyanuslar kadar geniş.