15-20 yıl önce sürekli toplumun gündeminde yer alan konulardan biri de kamu taşıtlarının kullanımı idi.. Sık-sık kamu görevlilerinin bu taşıtları maydanoz alma, pikniğe gitme gibi amaçları dışında kullanıldığı dile getiriliyor ve önlem alınması isteniyordu.
Ancak son yıllarda artık en düşük maaşlı birçok kamu görevlisinin bile araç sahibi olması ile birlikte bu sorunun sona erdiğini zannediyordum.. Meğer azalmış ama sona ermemiş.. Özel araca sahip olmasına rağmen, yakıt harcamamak ve aracını yıpratmamak amacıyla özel işlerini yine kamu araçları ile görenler varmış.
Geçenlerde bir kamu kurumunda görevli, deneyimli ve bundan daha önemlisi vicdanlı bir hemşerimiz anlattı.. Ne benim ne de bunu anlatan hemşerimizin ispat etme imkanı olmadığı için kurumunu belirtmiyorum.. Çünkü belirttiğim an da suçladığımız kişi bunu ispatlayın diye ortaya çıkacak ve haksız olduğu halde iftiraya maruz kalmış bir konuma gelecek.
Bu hemşerimizin anlattığına göre kurumun yöneticisi özel aracı olmasına rağmen, yaz mevsimi boyunca kurumun araçlarını özel işlerinde kullanmaktan çekinmemiş ve hafta sonları da bu araçlarla pikniğe gitmiş.
Yukarıda da belirttiğim üzere önemli olan kişiler ve kurumlar değildir.. Önemli olan olaylardır.. Bu kurumumuzun yöneticisi bunu yapıyorsa muhtemelen başka kurumlarda da aynı yöntemi kullanan kamu görevlileri vardır.
Bu nedenle yıllar önce sık-sık yaptığımız uyarı bir kez daha yapalım.. Kamu taşıtlarının hangi amaçlarla kullanılacağı ve kimlerin yararlanacağı mevzuatlarında açık bir şekilde yazılmıştır.. Bunun aksine tutum ve davranış içerisine girenler yasal olarak suçlu oldukları gibi dini ve toplumsal açılardan da suçludurlar.
Yaptıkları işlem kanunen ispatlanamıyorsa olsa bile, Allah indinde ispatlıdır.. Bu taşıtlarda harcadıkları her litre benzinde 83 milyon insanın hakkı vardır.. Yarın mahşer günü büyük hesaplaşmada her bir kişiye karşı borçlu duruma düşmektedirler.
Bu ve benzeri konularda son dönemin unutulmaz siyasetçilerinden rahmetli Necmettin Erbakan’ın sözünü hatırlamamak elde değil.. Rahmetli Erbakan hiçbir şeyin polis yani denetim yoluyla tam anlamıyla çözülemeyeceğini, çünkü bu durumda da o polisin başına bir başka polisi dikmek gerektiğini belirterek, kesin çözümün vicdanlı nesiller yetiştirmekten geçtiğini ifade ediyordu.