Halk dilinde sıkça kullanılan bir atasözümüz var; “eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı” diye. Büyük ölçüde doğru; büyük ölçüde diyorum çünkü her eski kötü ve uzaklaşılması, terk edilmesi gereken bir şey değildir.
Bunun en güzel örneğini son yıllarda Siirt'te eski ürünlere olan ilgide görüyoruz. Neredeyse unutma aşamasına geldiğimiz birçok ürünümüzü son 5-10 yılda görmeye başladık. Kurutulmuş ayran yine kurutulmuş elma, armut, dut gibi meyveleri satıcıların tezgahlarında görmeye başladık. Palamutta artık şarkıda geçen bir ürün olmaktan çıkıp, seyrekte olsa pazarlarda görebildiğimiz bir ürün haline geldi. Yine tahıllardan yeşil mercimekten, adesiye ve maşikeye kadar birçok ürünü bulabilir hale geldik.
Geçen gün bunlara ek olarak bir ürünü daha gördüm; dağdağan. Türkçede dağdağan, Arapçada gıngeres ve Kürtçede tehn. Çocukluğumuzda sıkça tükettiğimiz hafif tatlımsı bir kuruyemiş, kemik sağlığı açısından büyük önem taşıyan kalsiyum açısından oldukça zengin olan dağdağanı görmek; beni hem yıllar öncesine götürdü hem de sevindirdi. İşin doğrusu çoktan unutmuş olmama rağmen sanki yıllardan beri arayıpta bulamadığım bir şeyi bulmuş gibi gerçekten çok sevindim. Dağdağan familyası ve içeriği ile faydaları konularında Siirt Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Koray Özrenk’in çok yararlı bilimsel bir çalışması var. İlgilenenler, elektronik ortamda arayıp okuyabilirler. Bu arada şunu da belirteyim; dağdağanın fiyatı öyle çok da ucuz değil. O boncuktan biraz daha büyük olan yemiş fiyatta kestane ile yarışır durumda. Dağdağanlar kilosu 20 TL'ye kadar varan fiyatlarla satışa sunuluyor.
Konumuza dönecek olursak, eski ürünlere hatta belirli bir ölçüde eski yaşam tarzına dönüşü benimsiyorum. Yaşam tarzı derken modern teknolojinin bize sunduğu imkanları elimizin tersi ile itip, Amerika'da ki 1700'lü yıllardaki yaşam tarzını benimseyen Hıristiyan mezhebinin mensupları gibi olalım demiyorum.
Ancak, bu değerlerimizi ve bu yaşam tarzımızı toptancı bir zihniyetle reddetmek yanlıştır diyorum. Çünkü bunların her biri bu yörenin toprak yapısına, suyuna ve iklimine uygun olarak yüzyılların imbiğinden süzülerek ortaya çıkmış gerçeklerdir. Yani bir başka deyimle milli ve yerlidirler. İthal ve suni ürünler değillerdir. Her birinin yaşantımıza kattığı olumlu katkının yanı sıra bir kültürel değerdir. Bunları korumamız ve sahiplenmemiz gerekiyor. Titiz bir seçimle günlük hayatımızda bunlara daha çok yer vermeli ve onların gelecek nesillere de aktarılması için gereken önlemleri de ihmal etmemeliyiz.