Bir Siirtli olarak zaman zaman Siirtlilere yönelik övgü ve aynı zamanda eleştiriler yöneltiyorum.
Eleştirilerde, bir anlamda haddimin sınırlarını biraz zorlayarak öz eleştiri yapıyorum.
Siirtliler olarak gerçekten her türlü övgüye layık yönlerimiz var.. Örneğin çok kavgacı olmamamız gibi ya da tanıyalım veya tanımayalım çevremizdeki insanların acı ve mutlu günlerinde yanlarında yer almamız gibi.
Ama keşke bunlar olmasa diyebileceğimiz bazı tutum ve davranışlarımız da var.. Örneğin, hep devletten ve çevremizdeki insanlardan beklenti içerisinde olmamız gibi.
Yanlış anlaşılmasın, elbette sosyal bir varlık olarak insanın çevresindeki insanlardan, vatandaş olarak da devletten beklenti içerisinde olması çok doğal.
Benim üzerinde durmak istediğim nokta, bu beklentiden önce bizim üzerimize düşen görevi yerine getirip getirmediğimize bakmaksızın bir beklenti içerisine giriyor olmamız.
Çalıştığımız kurumda sadakatle çalışmaz, görevimizi savsaklarız, hatta bir kamu kurumunda çalışıyor isek, günler ve haftalar boyu göreve gitmeyiz.. Ancak özlük ve mali haklarımız söz konusu olduğunda adeta yırtıcı bir aslan kesilir ve bütün haklarımızın eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesini isteriz.
Vatandaş olarak vergimizi ve diğer ödemeleri yapmayız..Ancak devletimizden en güzel ve kaliteli hizmeti bekleriz.
Memleketimizin kalkınması ve güzelleşmesi için üzerimize düşen görevi yerine getirmek bir yana, yapılan çalışmaları baltalarız.. Ancak buna rağmen, sorunsuz bir memleket olmasını bekleriz.
Arkadaşımızın, akrabamızın bize işi düştüğü zaman basit bir örnekle borç para istediğinde imkanımız olduğu halde vermeyiz ama bizim işimiz düştüğünde hemen yerine getirmesini isteriz.
Bu örnekleri çoğaltabiliriz ama özetle, çoğu zaman tohum etmediğimiz tarlanın yeşermesini ve verim vermesini bekleriz.