Önceki yazılarımda eleştirilere çok az yer verdiğim için eleştirildiğimi belirterek, eleştiri konusunda yaptığım sorunlara örnekler vermeye başlamıştım. Bugünde bu konuya kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Trafiğe düzenleme yapılmasını hepimiz istiyoruz ve bununla beraber sıkı bir denetim yapılması konusunda da hemfikiriz. Ana cadde üzerinde ikili-üçlü sıralar halinde yapılan parklar, trafik kurallarına uymama, kırmızı ışıkta geçme vs. daha birçok trafik sorunu günlük yaşantımızda çok sıkça rastladığımız ve artık neredeyse kanıksadığımız olaylar. Peki ama trafik polisleri devreye girmeden önce bizler devreye girsek ve kendimiz gönüllü olarak trafik kurallarına uysak, o kuralların hayatımızı korumak amacıyla konulduğuna inansak, daha güzel olmaz mı? Hatta, daha kısa ve daha sağlıklı bir çözüm yolu olmaz mı?
Sık-sık açıkta cadde ve sokaklarda satılan takviye niteliğindeki gıdaları ve hatta ilaçları eleştiriyorum. Çünkü içerikleri hepimiz için meçhul. O anda fayda verir gibi gözükse de ileride ne gibi telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabileceğini bilemiyoruz. Bunların her zaman sıkı bir şekilde denetlenmesi gerekiyor ve bu denetleme işini yapmayan kurumlar görevlerini ihmal ediyorlar. İnsanımızın sağlığını tehlikeye atıyorlar. Bu doğru, ancak günümüzde bunların zararlı olabileceğini bilmeyen kimse kaldı mı? O halde neden alıyoruz? Alıyorsak bizde eleştirilmeliyiz.
Bu örnekler ilk etapta aklıma gelen örnekler ve bunlar gibi değindiğim daha birçok konu var. Bunları sık-sık gündeme getiriyorum. Ancak bunları yaparken eleştirilerimde seçtiğim yöntem, Türkçesi körün gözüne parmak, Arapça versiyonuyla körün gözüne odun parçası şeklinde değil de, kişilerden çok olaya odaklanmış oluyor.
Nasrettin Hocanın bir fıkrası ile anlatmak gerekirse, ev sahibinin suçu olduğu kadar hırsızın da suçu var. O nedenle ben eleştirilerimi, genel bir bakış açısıyla dile getiriyorum. Ama bunu yaparken de nush ile uslanmayanın hakkının kötek, yani günümüz içinde gerekli cezaların verilmesi olduğunu da unutmamak gerekiyor.